Zamyatin’in ‘Biz’ romanını okurken sık sık gülümserken yakalar insan kendini.
Kitapta haliyle ideal, bize göre ise distopik bir dünyadayızdır. Kahramanımz D-530 dilinden, matematik temellerine dayanarak inşa edilmiş bu ideal dünyayı dinleriz. Haliyle ileride, gelecekteyizdir; ve bir de geçmiş vardır sık sık bahsi geçen. Olabildiğince savsak ve ilkel. Anlamsız alışkanları, temelsiz bilimi, bayağı kurumları ile baştan başa utanç kaynağı olan bir ‘geçmiş’. Haliyle O geride, ‘Biz’ ilerideyizdir.
Zamyatin, bu geçmiş- gelecek çekişmesini çok tatlı bir ironi ile dillendirir D-530 ağzından. Geçmiş zamandaki sapiens’in savsak ve ilkelliğini o denli ustaca alaya alır ki, kendimize bakarız, bahsi geçen ‘Geçmiş’ olan kendimize. Haliyle alaya alınan değerlerimize, normlarımıza, kurumlarımıza, en iyisi olduğuna inandığımız sıkı sıkıya bağlı olduğumuz ideallerimize. Biz’in üstten bakmayan ama alttan altta acımasızca eleştiren sarkastik dili ile, kendimize geliriz.
Sonra bır an duraksarız.
Yaşamdaki bu en güzel duraksamalardan biriyle, o savsak ve ilkel halimizle yüzleşiriz. ‘Acaba?’ deriz. Bilimsel diktelerden uzak, doktrini belirsiz bu acaba’lar, bizi olanca haliyle genişletir. Her türlü sosyal ve sayısal bilim bağnazlığından muaf, kendimizla başbaşa, olabildiğince berrak halde kalırız bir an.
Biz ve geçmiş arasında bir yerde, arafta ve çıplak. Bir çocuğun öğreneyazdığı o yüzleşme hali saflığı ile, yanlışı ve merağı aynı güdüyle içine katarak. Derin ama boğmayan bir an’da kalırız. İşte bu an’da varoluşsal bazı gizemlerin, bazı keşif gıdıklamalarının olmadığına inanmak ne güç; ve o an’ı ilkelliğimizle savsak bir halde heba etmek ise ne kolay.
