..

Post-Nomadlar ve Kahve dalgaları

Dalgalar

Barcelona’nın göbeğinde Nomad adında bir kafe var. Şu meşhur 3.dalga furyasına göre inşa edilmiş lab&coffee formatında. Linkten bu dalga ismini ilk nasıl almış okuyabilirsiniz. Ama özetle ilk dalga bildiğimiz ‘al iç kahve işte!’lik basit ve ucuz sürümü temsil ediyor. İkincisi Starmucks gibi formatlanış kahveler, hani kahveyi ‘commodity’ gibi gören. Ne banal! Halbuki 3.dalga bu öncekilerine hiç benzemiyor.  Kahve artık bir tüketim ürünü (commodity) değil, bilakis şarap gibi bir tadım sanatı içermeli. Böyle çiftçisinden sunumuna kadar itina ile takip edilmelidir diyor. Sanırım kahve artık bir sanat ürünü görüldüğünden olsa gerek, bu tip yerlerde ‘daha’ pahalıya satılıyor, ve haliyle tıpkı sanat gibi ‘sosyal sınıf’ yaratma ya da bu sınıfta yer aldığını ispatlamaya yarıyor.

Ha gerçi bu durum yeni bir şey değil. 1800lerdeki Paris Café leri misal hep bu amacı gütmüştü: Sanat camiasının buluşma noktaları. E artık bu tip ayrıcalıklar tepeden aşağı inme çağında. Önceden enteller, zenginler, aristokratlar ve bu gibi zümrelerin yaptığı ne varsa artık herkes yapabilmeli. Yaşadığımız dünya,çok şükür, liberal dünya bir nihayetinde. O yüzden artık bu ayrıcalıklı halkın, ya da daha doğrusu kendini ayrıcalıklı sanan halkın, sadece mekana karar vermesi gerekiyor, o kadar. Kişi, entellerin dantellerin takıldığı mekanlar, hipster mekanlar, underground mekanlar gibi onlarca cafe arasından, kendi ayrıcalığını temsil ettiğini düşündüğü ya da vesilesiyle bir kimlik, bir aidiyet yaşamak istediği kafeleri işaratleyecek. Sonrası kolay. Git, bulun ve e bir zahmet de şu sanat ürünü kahvelerden birini içiver.  Barcelona’daki bu kafe de bu küresel dalganın bir eseri.  Da asıl mevzu, bu mekanın adında: Nomad

..ve Post-Nomadlar

Nomad, haliyle Yunanca nomas (νομάς)’ geliyor. Göçebe demek, yani doğada flaneur gibi  (şehirde) aylak aylak değil, yaşamak için, doğası gereği, aç olduğu için, yeri mekanı olmadığı için dolaşan insan demek. Buraya kadar tamam, ama bir kahve ile bir nomad arasındaki bağ nasıl bir şey olabilir?

Şöyle ki,  artık hangi dalgadan olduğu önemsiz insanlar cafelere gidiyor. Özellikle gençler. Çalışmak için ellerinde bilgisayarları ile, kitap okumak için rahat bir koltuk köşesinde ya da lak lak için eşle dostla. İşin garibi, bu gruplar sanki evleri yokmuşçasına, şehirde kaybolmuş ve hep ve sadece bu mekanları bulmuşcasına, bir gittiğine bir daha gitmek bazen günahmışçasına dolaşıp duruyorlar. Bir gün filancada buluşuyorlar, bir gün berikinde. Elinde bilgisayarı ya da kitabı gibi tek kişilik dev kadroluk yaşamı olanlar ise, hep en uygun yeri arıyorlar. Prizi ile, Wi-Fi’si ile, sessiz ve sakin, şık ve cool tasarımı ile en uygun yaşama alanını. Hep bir arayış. Google ‘a soruyorlar, eşe dosta soruyorlar, sokaklarda gezerken denk gelip keşfediyor  ya da ayağı takılıp bunlardan birinin içine düşüyorlar . Ama hep bir ‘uygun’ yer arayışı mevzu bahis.

Çünkü evleri yok.

Kendilerini iyi ve rahat hissettikleri yerleşik bir yaşamları yok. Aylak da değiller hani, amaçları var. -ecek ve -acaklarla dolu yaşamları, günleri var.Bir proje bitecek misal, bir kitap okunacak, bir yazı yazılacak, bir şey izlenilecek. Lakin doğaları gereği mi desek, ruhu aç olduğu için mi, kendini ait hissettiği yerlerin suyu çıktığı için midir bilinmez, dolaşıp dururlar. Nomadlar misali. Ya da  daha doğrusu post-nomad halinde.

Halk içinde tanınmaları kolay olmasa da, bu tip nomad’lar o anda kendini iyi hissettiği mekanlar içinde kendilerini kolayca ele verir. Duruşları, adanmışlıkları, mekana saatlerce kök salmaları ile. Bu tip dev kadrolu yalnız nomadlar dışında, bunların bir de  ,yukarıda da bahsi geçtiği gibi, sosyal nomad versiyonu var haliyle. İşte benzer felsefeyi eşle dostla gerçekleştiren. Tabi bunların bir yandan da tıpkı kahvelerin dalgaları gibi nesillerin de dalgaları içindede olmasına şaşmamak lazım (Y ve Z). Rahatın kendini sık sık batarak hissettirdiği , kendini özgür ve kayıp, tek başına ama güçlü, deneme ve yanılma içinde hisseden, ve böylece var eden nesillere aittirler. Haliyle garipsememek lazım, bu nesillerin ancak ve ancak böyle dalgalı kahveleri ve cafeleri hak ediyor olmalarına.

Uzun lafın kısası, sağda solda bir nomad görürseniz, ona ve dalgalarına iyi ve güvenli yolculuklar dileyin. Nitekim bir sonraki ‘istasyona’ kadar yine kayıp olacaklar. Sınıflar arasında, sokaklar arasında , ecek ve -acakları arasında ve şimdiki zamandaki açlıklarıyla, yersizlikleriyle, savaşlarıyla ve var oluşlarıyla.