..

Doktor, galiba sınıfım kaydı

Sosyal sınıf özüyle yeni bir olgu değil.

Bu tip toplumsal tabakaların tarihi (sınıf olur, kast olur,serf-lord olur, köle-tüccar olur)  neredeyse insanlık tarihi kadar eski. Tarih boyunca bu tabakalar varlığını farkın doğuştan gelen bir olgu olarak ‘kabullenilmesiyle’ sürdürdü. Bu yüzden, kaderine boyun eğen alt tabakalar ile şansının keyfini çıkaran üstler arasında yüzyıllar boyunca kayda değer bir çatışma çıkmadı. Tanrı, Kral’ı seçmişti; Kral, Lordları kutsamıştı; Lord, serfleri koruyordu; serfler de boğaz tokluğuna toprağı biçiyordu.

Halbuki kapitalizm doğası gereği bu olguyu yıkarak, tabakanın statikliğini reddetti  ve sınıfın dinamikliği fikrini yarattı. Başka bir ifadeyle, doğuştan gelen bir kaderi kabul etmeyerek, liberal düşünce ile kişinin kendini yaratmasını destekledi. Herkese ücretsiz eğitim, girişimcilere yatırım teşvikleri, fırsat eşitliği gibi bir çok gelişme ile politik, ekonomik ve toplumsal olarak da kurumları buna göre evirip çevırdi.  American Dream fikri Facebook, Google  gibi devlerin ‘bizden’ olup yükselen kurucularının hikayeleri ile beslendi. Neticede son yüzyılın dünyayı elinde oynatan terimi olan sınıf atlama (social mobility, sosyal akışkanlık), hem sınıftakileri hem de kültürlerini elinde oyuncak etti.

Halbuki, Sınıf (Social Class) kelime olarak ayyuka çıktığı zamanlarda insanları ikiye ayırıyordu: Üretim araçlarına sahip olanlar (güç ve hakları olan burjuvalar) ve işçiler (sömürülen proletarya). Bu iki sınıf arasında özünde dağlar kadar sosyo-kültürel fark yoktu. Burjuvalar , aristokrat gibi ipekten elbiseler giymiyor, gümüşten tabaklardan yemiyordu. Hatta aristokratlığın en büyük ispatlarından biri olan hiç bir şey üretmeden öyle bol bol boş zaman da tüketmiyorlardı. Bilakis Ayn Rand’ın Atlas Silkindi’sindeki gibi, yeni bir dünya, daha iyi bir insanlık için harıl harıl çabalıyor, bunu da hayalleri ve yetkinliği olduğu için yapıyorlardı. Ancak tüm bunlar için başkalarının emeğine yani işçilere ihtiyaç duyuyorlardı. Ülkeyi demir ağlarıyla örme fikrini geliştiren, bunun için gerekli maddi kaynakları ayarlayan kapitalist, tüm bunların karşılığında binlerce kişinin kol kuvvetine ve saatlerce iş gücüne ihtiyaç duyuyordu.Teoride bu bir ticaretti. İşçi emeği karşılığında piyasa koşulları içinde kendine bir yer buluyor, gelir elde  ediyordu. Burjuva (kapitalist) ise  geliştirdiği fikri, bunun gerekli parayı bulması ve yatırımın geri dönüşünü umarak bu parayı riske atması karşılığında daha fazla kazanıyordu.

Marx gibi düşünürler bu ticarette bir haksızlık olduğunu vurguluyor ve işçilerin ellerinde tuttuğu temel güç olan emek ile kapitalistin karşılığında verdiği ücretin birbirine eşit olmadığına inanıyordu. Ya da daha basit ifadeyle, pratikte işçi bildiğin sömürülüyordu. Hatta bu tip bir alış-veriş, yani bir tarafın mülkiyet sahipliğinden aldığı gücün diğer tarafın emeğine takas edilmesi bir sömürü, kırılması gereken bir zincirdi. İşçiler ancak ve ancak ellerindeki gücün farkına vardıkları zaman  emek sömürücü burjuvaları durdurabilir, bu sömürünün önüne geçebilirlerdi. İşçilerin farkındalığını arttırıp sömürüsünü azaltmayı hedefleyen tüm çabalara rağmen, kapitalizmin ilerleyişinde durma gibi bir durum söz konusu olmadı. Dahası, ikili sömürü ekonomisi belli bir süre sonra kendini bir çok alt başlığa evirdi.

1970’lardan itibaren ekonomi, üretim endüstrisinden hizmet ve bilişim sektörlerine doğru dallanıp budaklanarak genişledikçe; geleneksel işçi ve kapitalistler  yerini bireysel işçi, beyaz yaka, proje bazlı çalışanlar, eş zamanlı çalışanlar, girişimciler, sessiz sermayedar ve politik hortumculara bıraktı. Bir başka ifade ile kim kimi, nasıl ve neden sömürüyor belirsizleşti. Bu yüzden, sınıfları belirlerken üretim güçlerine sahip olan/sömürülenler değil de, meslekler ve iş ilişkileri (labor relations) baz alınmaya başlandı. O ilişkiler ise ne kadar para kazanıyorsundan tut, karar alma süreçlerinde ne kadar etkisin gibi bir çok  parametreden oluşuyordu.

Haliyle 1970’lerden sonra sosyal sınıfların nasıl sistematize edileceği konusunda derin ayrılıklar oluştu. Avrupa ekolü Weber’in izinden giderek, Wright, Goldthrope gibi araştırmacıların önderliğinde meslekleri iş güvencesi, çalışma koşulları, kariyer imkanları, karar alma derecesi gibi parametreleri göz önüne alarak  çeşitli sınıflara ayırdılar  (Hizmet sektörü, Çiftçiler, Manuel olmayan işlerde çalışan kişiler gibi). Bourdieu ve Runciman ise ekonomik temellere dayanan sınıf ayrımına bir de kültürel boyut ekleyerek sınıf kavramını ekonomik ilişkilere indirgenmiş halinden koparttılar. Öbür yandan, Kuzey Amerika’da meslekler statülerine, prestijlerine ya da sosyo ekonomik indexlerine göre sıralandı (Treiman, Duncan, Featherman). Bir yandan da Grusky ve Sørensen gibi araştırmacılar Durkheim’in fikirlerini genişleterek, toplumsal eşitlikleri açıklamada sınıf kavramının güncelliğini yitirdiğini vurguluyordu. Kişilerin grup bilincinin sınıf değil, meslek düzeyinde oluştuğunu iddia ediyorlardı.

Sınıfın nasıl tanımlandığı, ekonomik ve kültürel boyutlarının içeriği ile ilgili tartışmalar bir yana, bilinç altına ve toplumsal koşuşturmaya eklenen sınıf atlama kavramı beraberinde bir çok çelişkiyi de getirdi. Gerçekten sınıf atlanabilir bir şey miydi, eğer öyleyse bu ne tip bireysel ve toplumsal etkilere sebep olabiliyordu? Sınıf atlayan birey ile atlamayan birey arasında ne gibi fark oluyordu? Sınıf atlanıldığında eski sınıf (ailenin sınıfı) alışkanlıkları, kültürü ve karakteri yok mu oluyordu? Kendini daha önceden alışık olmadığı bir sınıf kültürü içinde bulan kişi, buna nasıl uyum sağlıyordu? Sınıf atlayanlarda -mış gibiler, sonradan görmeler ve kraldan çok kralcılar, köşesine sinenler ve her yolun adamı olanlar gibi gruplar oluşuyor muydu? Bir sonraki yazıda bunlar üzerinden devam.

Kaynakça

Bourdieu, P. (1984). Distinction: A social critique of the judgement of taste. Cambridge. MA: Harvard University Press

Chan, T.W. & Goldthorpe, J.H. (2007). The 31 Occupational Categories Ranked in Descending Order of Status Score and Representative Occupations within Each Group, American Sociological Review, 72, 4, 512-532

Duncan, O.D. (1961), A socioeconomic index for all occupations, in Reiss, A.J., Duncan, O.D., Haft, P.K., and North, C.C. (Eds), Occupations and Social Status, New York: Free Press

Wright, E.O. (1997), Class Counts. Comparative Studies in Class Analysis, Cambridge: Cambridge University Press.

Wright,E.O. (2002). The Shadow of Exploitation in Weber’s Class Analysis, American Sociological Review, 67, 832-53.

Wright,E.O. (2005). Approached to Class Analysis, Cambridge: Cambridge University Press.

Yanıt

  1. fildisikule Avatar

    Merhaba siz psikeart dergisinde yazıyor musunuz

    Beğen