Şehirler de insanlar gibi üçe ayrılır
- yaşanılan şehirler
- gezilen şehirler
- özlenen şehirler
ve malum hikaye şöyle başlar: İnsan şehre ‘ol!’ der, sonra da şehir insanı bir güzel yola getirir. Haliyle aralarındaki vuku bulan bu y.ol ilişkisi, üzümleri baka baka karartır. İnsan şehre bir şeyler ekledikçe, şehir de git gide yaratıcısı insana benzer. Doğar doğmaz isimleri konulur. Yetmez, bu isimlere büyük anlamlar yüklenir, dönem dönem hem karakterler hem isimler değişir.
Köyler şehirlere evrildikçe sıkışıklığımız artar, yollar genişler bulvar olur, yaşam denilen şey hane’den semte evrilir. Şehrin damarları arasında sıkışıp kaldığımız onca zaman dönüp dolaşır evim şehirde mi yoksa şehir mi artık evim ikilemine sokar bizi. Neticede gel zaman git zaman kendimizle şehir arasında özel şeyler yaratmayı severiz.
1.İnsanı yaşar gibi şehri de yaşarız.
İnsanlarla aramızdaki geçişli özne ilişkisi misali, şehirle de aramızda bir özne belirsizliği vardır. Hani kim kimi yaşar, kim kimde yaşamlanır, kim eder kim bulur belli değildir. Tahterevalli misali bir üstte bir altta olma devinimi ile sürer gider şehir-insan ilişkisi. İnsan kah kendi yarattığı şehre biatlı olur, kah onun efendisi.
Bir bakmışız deney faresi misali kafesin içindeyiz.
Esiriz. Şehrin sokaklarında, semtlerinde, anılar çöplüğünde, karanlık köşelerinde dolanıp dururuz. Girişi, çıkışı, dolaşımı derttir şehrin. Bizi oyuncak gibi elinde oynatan kocaman bir organizmadır O . Ama an gelir şehir elimize düşer. İşte o zaman acımayız, eşek sudan gelinceye kadar canına okuruz onun.Kapitalizmin el emeği ile halkın göz nurunu birleştirir şehri kolektif bir eyleme dönüştürürüz. Zavallı, ,insan çocukluğunun yeni oyun hamuru olur. Bu oyunda (canına okuma) rantla semt soygunları da yapabiliriz, yapay park alanlarında çekirdek aile mutluluğu da yaşayabiliriz.
Koca koca amcalar (1) gelip bir anda şehri sosyal sınıflara bölebilir ya da mahalle örgütlenmeleri ile göz yaşartacak kolektif değerler çıkabilir.
Şehir büyüdükçe kontrol edilmesi güç hale gelir. Tıpkı bir kişiyi hakkından fazla yaşarsanız sizin yaşamınızı ele geçirmesi gibi.
Misal o güçlü şehir, o şaşalı yollar, tarih, anılar sana vere vere anca bir kaç metrekare özgürlüğü verir. Seni adına ev diyebileceğin yerlere sıkıştırırken; kendisi bir kanser hücresi gibi büyür, sana kendini açmaz, senden kaçar, çevreni karabasan misali boğar. Sen o küçük metrekare hesabı içinde tanrıcılık oynarken; şehir bizzat sömürür, dahası sömürülür, gömülür, dirilir, böğürür. Yaşanılan şehirler de yaşanılan insanlar gibi tatlı bir baş belası oluverir. Sen şehir için’leşirsin, şehir ise sana içreleşir.
Metrekare özgürlüğümüze ayrılan zaman içinde özgür, korunaklı ve özel hayatlıyızdır. Halbuki bir şehri ve bir insanı yaşayabilmek için, evsizleşmek, duvarsızlaşmak, metrekaresiz yaşamak lazımdır. Ve biz öyle yapmayız. Biz insanı da kendimizi de bir şeylere, kalıplara, mekanlara, tanımlara sokarak yaşarız. Bir insanı tüketerek yaşamamız gibi, bir şehirde de tüketerek var oluruz. Yaşadığımız şehrin kimliğinden faydalanırız, faydalandığımız insanlarla yaşamak isteriz.
2.Canımız mı sıkıldı tüm bu oyundan,çıkarız şehirden
Başka şehre uğrarız. Dinlenmek için, kafa dinlemek için, kaçmak için, havamız olsun diye, cakamız satılsın diye, ilham gelsin diye, paramız çok diye. Sebep ne olursa olsun, başka bir şehre ‘gidilir’ ve ‘ geri dönülür’. işte bu aradaki o zamana da ‘gezilecek şehir‘ denilir. O zaman ki anı yaratır, kimlik yaratır, boşluk doldurur, şaşırtır, merak ettirir, yeniliklerle tanıştırır. Ama o zamanda da o şehirde de yaşanmaz. Rüya gibi geçici bir göz aç kapama yaratır o kadar. Tıpkı gezilecek insanlar gibi.
Hep orada olan ama burada olamayacak insanlar ve şehirler. Ne ironiktir ki, birinin yaşadığı şehir diğerine gezilecek şehirdir. Birinin duvarsızlaştığı şehre diğeri duyarsızlaşır. Biri aynı şehirde yaşarken öbürü o şehirde misafir olabilir ancak.
Kimisi pazarlamanın bir ürünü haline gelmiş sirk oyuncusu, kimisi sadece sana saklı olduğu için gittiğin, gezdiğin, hissettiğin. Kimisi tek seferliktir, koklarsın şehri, yaşarsın ve sonra atarsın anılar çekmecende art bir yere. Kimisi ise tekerrürlü bir güzelliğe sahiptir. Arada bir gidersin ona, kendini aralar gidersin, onunla bir aralık yaratmak için gidersin.
Anlamı orada olmasındadır, zorlamazsın. Kimisi merak ettirir gidersin, ne yapılması gerekirse onu yapar, dönersin; kimisini de gidince daha da merak edersin.
3.Ve ne hazindir ki, bir de özlenen şehirler vardır.
Bir zamanlar yaşanılmış şimdi ise gidilip gidilmemesi bile müphem olan şehirler. Belki yıkılmıştır artık şehir, belki tahribatı hafızanı bile utandıracak kadardır, belki sen büyümüşsündür o küçülmüştür, belki sen göçmen olmuşsundur o ise yerleşik kalmıştır, belki sen sürülmüşsündür o ise yıkılmış.
Ama anıları cebinde, kimliğini yüzünde, anlamları ise şimdiki zamanda taşımayı sürdürmüşsündür. Hiç bir şehir yoktu ki, bir kez yaşanmışlık ardından böylesi bir özleme dirensin. Yaşanan şehirler de insanlar gibi yaşandıktan sonra ya gezilecek bir anıta, bir mesire yerine, bir oyun parkına, bir müzeye ya da bir yazlık evine dönüşür ve özlenilir. Şimdiki zamanla (yaşanılan) gelecek-geçmiş zaman arasında (gezilen) sıkışmış şehirler ki, araftadır acır, zamansızdır ama zamanla daha da özlenir.
Haliyle bir yanda şehirden insanlar vardır bir yanda insanlaşmış şehirler. Bir yanda insan şehircilik oyunu içinde kurallar yaratırken, diğer yanda acımasızca evrilir. Şehirlerde doğar, şehirlerle büyür, şehirlerden gider, şehirleri öldürür, şehirlerle çoğalır. Yaşar, öldürür, ziyaret eder. Yaşar, uzaklaşır, keşfeder. Yaşar, merak eder, özler. İnsan ve şehir. O denli birleşir, o denli sevişir, o denli didişir ki en güzel ismi kendi varlıklarıyla koyar: Homo Polis. Bize de sadece şunu demek düşer:
İyi şehirler
(1)
Bu koca koca amcaları isimleri ve hikayelerini ( Haussmann-Paris veya Moses-Bronx gibi ) Marshall’ın kitabında bulabilirsiniz.
İşin biraz sosyal sınıf ve toplumsal direniş kökeni kısmını şehir rantçılığı üzerinden enfes şekilde analiz eden Harvey’ın Asi Şehirler kitabı da enfes.
Şehrin modern dönüşümü ve rant endüstrisi bir yana, ben asıl tarihini ve şu meşhur geçişli özne hali nasıl oluşmuş, gelişmiş ve dönüşmüş’ü merak ediyorum diyenler için de Mumford’un Tarih Boyunca Kent ne güzeldir, ne özeldir.
