..

Miras7

Miras, bırakıp gidilemeyen şeylerdir.

Nesne olsun, özne olsun fark etmez, sahip olduğumuz ya da sahip olduğumuza inandığımız şeyler toplamının başına bir şey gelecekse illa, gitme değil bırakma eylemini yeğleriz.

İnsandır, bir şey olmaktansa, bir şeye sahip olmaya takılıp kalır, o yüzden kendimiz gideriz, ama sahip olduklarımızın bizimle beraber gelmesi düşüncesi bizi daha da yalnız hissettirir. Haliyle onları gitmeden birilerine bırakırız.

İşin doğası gereği, hayatta ölünce ya da birinde yok olunca, insanları bırakıp gideriz. İnsanlarda bir şeyler bırakıp gideriz. Bıraktığımız şeyler büyüdükçe bir şeyler de büyür. Bu büyümeyi onların kucağına bir bomba gibi birakıp gideriz.

Bazen şehirleri de bırakıp gideriz. Şehir kendi somut anlamı anılardan oluşur. Özneldir, haliyle zamana ve kişilere değin parçalanabilir. O yüzden biz bir şehri bırakıp gittiğimizde geriye parçalanmış ama birliksiz anılar kalıverir. Bedensiz ruhlar gibi orada burada dolaşırlar, iddia odur ki bazısına hortlar bu anılar, bazı anlarda ise mezar kazıcılık oynar bizimle beraber.

Sonra sahip olduğumuz şeyler, bizden gayri ama bize dair şeyler olma yolunda evrilirse, eserler bırakırız geride. Çocuk olur bu en ilkel haliyle. Ya da kitap, düşünce, köprü, kuram. Ama ürettiğimiz ya da dönüştürdüğümüz şeyler olarak bu şeyler, tam olarak bir türlü sahip olamadığımız  ama bizimle beraber var olmaya başlayan şeylere evrilir.

İzler bırakırıp gideriz hep aslında. Var oluşumuz gibi kesikli ve keskin. En gölgede, etliye sütlüye, çocuğa üretime, sanata irfana karışmadan, öylesine yaşayan birinin bile, öldükten sonra sahipsiz iki tas tarak ve çürüyen bir bedeni vardır bıraktığı. Eninde sonunda geriye bir kaç gram kalıntı kalır insan nanıma.

İşte karda yürüyen ve izi de belli olmak zorunda olan var oluşlara insan dersek, şimdiki mevzumuz da bu izin hukuku, anlamı ve ardılı, yani nam-ı diğer Miras. İnsanın Ürettiği her halt, çocuk ya da fikir, anı ya da veri kendisine ait olamayacak kadar dışsal, ama dışın içinde umumileşemeyecek kadar da kişiye dokunur.  Misal, fikirleri bir gün moleküllerine ayırıp takip edebilsek zamanla, senin bir eserinde, onun bir küp altınında, berikinin çocuğunda, ötekinin anısında hep bir başkası ama hep bir kendisi de buluruz. O yüzden miras denilen kavram, özünde insanı sınırlayan bir algı. Mülkiyet , bizim en büyük ‘birikim’ yanılgımız. Hepimizin yararlandığı ve sayesinde bir şeyler ürettiğ gava ne kadar miras olabilirse, çocuk ve para, fikir ve bilim de o kadar kişisel miras olabilir. Ama yalan değil, kümülatif denilen bir miras var ki, işte onun üzerinde yükseliyoruz. Hatta ‘omuzları’ üzerinde. Öyle işte, sen yine de uzun yaşa Newton. Biz hala bırakıp gidemediklerimizin ayaklarına takılıp düşüyoruz işte her ölümde.