..

 sır’lı maddede zamansız bir monolog

Aynanın karşısında oturuyorum.

Adını bilmediğim bir şehirdeyim.  İsimsiz ama tanıdık bir Yansıma ile birlikte.. Gri bir bekleme salonu burası. Zamanda ara bir istasyon. Biraz unutulmuş, biraz yıkık ve olabildiğine sakin. Yol ve yolcu yok benden başka. Bekleyen ve beklenen karşılıklı oturmuş, sessizler. Bu yüzden, günah ile zaman arasında kararsız kalıyorum. Bu monolog, eylemin elma kokulu ‘günah’ı. Bilmek adına işlenen. Yolcunun yol olduğu bir anda durmanın bedeli ise giyotinleşmiş ‘zaman’. Acıtmayan infazcı, kabullenmişliğin huzuru, ensemde metal ılıklığı. Ama zamansız ve diri bir bağ var karşımdaki ile.  O yüzden günahı seçiyor ve sessizliği bozmaya karar veriyorum. Kaybolmuş binlerce monologu ensesinden yakalayıp,  sesin günahkarı yapmalı. İki kişilik  monologlarla zamansız bir diyalog yaratarak.

Konuşmaya başlıyorum.

Önce sırbaz bir oyuncu gibiyim,  fısıltılı hecelerden keskin cümleler kurmaya çabalıyorum. Yansıma’ya dair tahminler, sessizlikteki küçük oyunlara dair. Cevap ararken, düş sonrası farazi anımsamalara benziyorum. Bulanık ve kesik. Bir cam gibi saydam olamamanın bedeli diyorum, sakladıkların ve yansıttıklarının ağırlığıdır. İnsan insanı yansıtır ve öz’ünde ondan geri yansır. Aradaki bu ayna ise, olsa olsa komik bir maske, güzel bir büyüden ibaret. Tüm giz-severlerin yaptığı gibi, keşifleri çıplak değil, giyinik arzuluyorum. Sır ki, kalabalığın dölü misali: Zamanla ya başka bir varlığa dönüşüp, özne’leşiyor; ya da kuruyup, yokolarak nesne’ye dönüşüyor. O yüzden, kalabalığa ait sır  olmaz diyorum, o yüzden kalabalıktan farklılaşana sır denilir. Ve bu cümle, santraç  tahtası eskizi ile isimsiz bir kalabalık çiziyor etrafıma. Oluşan yeni hayali kalabalığa dönüp, varlığınız olmasa diyorum, Şey’in gizli olmasının anlamı olmazdı. Kalabalık cevaben birbirini itip, böbürlenerek kıkırdıyor. Ses neye dair olmalı diyorum. Aşkın sesli hali misal, zamanlı dünyadaki başarısız bir şiir tercümesi değil midir? Belki de bu yüzden, susmak Biz’i baştan aşağı vaftiz  ediyor. Ve suskunluktaki biz, saklı kalan her şeyimizle masumuz. Yağmur sonrası bereketli  toprak kokusu misali gibi susmak. Galip gelmiş generalin kabarmış göğsü gibi. Dip diri. Öyleyse neden öğrenmek ve konuşmak  istiyor insan? Nerede başlıyor bu elma sevdası karşıdaki Yaşam’ı bilmeye dair?  Bu soru, içimde tamamlanmamış bir kuyruğu, kırık bir döngüye çeviriyor. Bilinmeyeni açığa çıkarma arzusu, yeni kıtadan haberdar Colombus’un kaynayan kanı gibi, içimi uyarıyor. Ser-serileşiyorum bir anda.   “Keşfet!” Tanrı’nın ikinci kelamı gibi yankılanıyor odada. Baş üstüne! diyorum. Tam adımımı atacağım keşfetmeye, zihnime bulutlar çöküyor. Birden arkama dönüp Tanrı’ya sırların keşfedilmişliği ve bilinerek tecavüze uğraşmışlığı da günah mıdır diyorum. Ya da sırların sessizliğe gömülmüşlüğü tapılası bir azize dönüşür mü zamanla? Sabırsız bir eylem, erdemsizliği; sabır, şirki yaratır mı? Cevapsızlık daim. Halbuki karşımdakine bakıyorum. Birbirimize dokunacak kadar yakınız. Yekparemsi. Oysa sır ya da diğer deyişle anlam, iki ruh birbirine bu kadar yakınken, birinden diğerine yumuşak bir dalga gibi geçiverir. Halbuki ses ya da eylem arzusu, iki felçlinin birbirine dokunuşu hissedemeyecek oluşlar gibi acizdir, ve tüm bu aciz ruhlarda saklanan şeyler bireyselleşip, düşüverir uçuruma. Hayali kalabalık ise birer aç köpek gibi düşen her şeyi iştahla yer ve  ‘düşmüş’ (sözde) sırlarla tatmin olur. İki ruh arasındaki yekparelikten birbirine akması gereken şey, bireyselleşip küfleşmiş, dışarı sızmış ve doğalı çürütmüştür. Ve kalabalık tam o anda, küçük kırıntılarla beslenen güvercin masumiyetinden çok uzakta, daha çok sahte yanılsamalarla mastürbe olan ergen ruhlar yığınına dönüşmektedir. Öz’den kaçan. Korkak ve  pop! Yerdeki muz kabuğu gibidir artık o sır.   Dayanılacak gibi değil manzara, haliyle bu ‘başarısızlık’ senaryosuna olanca gücümle kızıyorum. Hayali ve hukuki bir masaya hiddetle yumruğum vuruyorum.  Pat! Sorum bu sefer daha yüksek sesli: Bir ayna karşısında, kaç sır ıslah oldu, kaç sır azad edildi, kaç sır tanrılaştı ve köleleştirdi. Kim söyleyebilir? Tüm bu cürümüş fısıldaşmalar bir anda bıçak gibi kesiliyor. Köpekler inlerine çekiliyor. Tam bu anda, Ben ile O arasına birkaç ayna daha koyuyorum. Fizik ile metafizik yaratıveriyorum. Yansıma’mın siyahlaşmış gözlerine bakıyorum. Sessizlik sadakattir, kabul. Ama çoğu zaman en büyük ihanetler, kanlı savaş alanlarındaki fısıltılarla peydah olur diyorum.  Ve iyi bir ispiyoncu gizlinin  kıymete bindiği  o ‘düşmüş’ anı çok iyi bilir. Peki söylesene, beni sana, seni bana kim ispiyonlayacak?

Karşımdaki narsistik  müptazel, uzakta bir yerde sorumu dinliyor.

Önce kucağındakileri sıkı sıkı sarıyor, saklıyor, düşmesin diye uçuruma. Halbuki sahiplendiği her şeyi yitirir insan diyor bir fılsıltı. Giz, sahiplenildiği an, hem bir alkol gibi uçar gider özüyle birlikte, hem de seni mesuliyetleriyle esir alıp, zaman kodesine tıkar. Her sır şifrelidir diyor diğeri. Her sır çözücüsünü karşısında, Yansıma’sında taşır. İşte tam bu anda, diyaloga duyduğum özlem içimi gıdıklıyor. Kalk, Keşfet!  diyor, yaşa zamanı ve yık sessizliği, kır aynayı ve aç pencereyi, söyle her şeyi yüksek sesle! İçinde ne sana ne karşındakine değin bir şey kalsın. İspiyonla kendini kendine ve sessizlik, ses yokluğu anlamına gelsin sadece.  Sessizlik, yıkık dökük  kayıp bir Atlantis olarak kalsın. Eylemi yaşam eyle,  söylenmemişliği bakire bir kadın gibi soy usulca ve açığa çıkar tüm anıları, tüm saklanmışlıkları, korkuları, öz’ü. Monolog denen sırların adını koy. Zaman utansın karşında bu sefer. Pes etsin yine önünde. Eylem anlamı siler diye ürkme, düşmek dizleri kanatır diye durma. Yalnızlıktır sır, ve sırdaşlık bir diyolog gibi kanırta kanırta aşkı yaratır. Beni “biz” yapabilmeyi başar sırrı eyleme dönüştürerek. Olympos tapınaklarında kanırt kendini, doğur, Akdeniz Mavi’sine adakmışcasına yok et kendi varlığını. Bilmek günahtan çok daha acıdır, hatırla. Sır ise bilgisizlikten çok öte, insan ile egosu arasına sıkışıp kalmış bir yanılsama. Bir an sapması, bir sahiplenme güdüsünden başka bir şey değil. Bilinmeyeni tercüme et elinden geldiğince, biriktirmenin hiçbir şeyi gizleyemeyeceğini söyle aynaya yaklaşıp. O kadar yaklaş ki, soğuk bir maddeye değsin dudakların. Sıcak nefesinin soğuk aynada yarattığı buğu girsin aranıza.  Sen ve O bir olun bu sıcak dokunuşun beyazlığında.  İçi dışına geçirilmiş bir cep gibi dök sendeki tüm bozuklukları. Maddiyat ve hesaba dair hiçbir şey kalmasın sana dokunan. Ve tam o anda, yazı gelmiş on kuruşun ucuyla suretleri yok kılan o buğuya yaz isimleri. Anlamdan mekana indir benliği. Konuşmak bozmak değildir yemini, ses yok etmez anlamı. Bütünlüğünü arayan yansımalar, aynada susar birbirine. Ve artık arka bahçede birer eylemdirler. Ve eylem sıcak.. Eylem nefes gibi, eylem yaşama dair.

Kendimizi kandırıyoruz diyor karşımdaki ben

Küçük bir çocuk gibi üşüyoruz kendi kabuğumuz içinde. Yalnızız, ikimizin toplamı kadar hem de. Bizi tanıştıran bu yolculuk, bu bekleme odası bir hayal. Yoksun sen, yokum ben. Koca bir yokluk varlığımız. Bu yoklukta, bu teklikte söylediğin hiçbir şey itiraf olamaz ve aradaki hiçbir şey sırrın çıplaklığını hissettiremez. Sır itiraf ile sevişmek ister. Tıpkı aşkın eyleme olan özlemi gibi. Toplumun olmadığı yerde aşk ve sır, tek heceli olamayacak kadar zamansızdır. Üçüncünün olmadığı yerde tüm yaratılmışlık gizlenemeyecek kadar içimize ait. Haklısın. Sır ve Aşk, aynı yerden beslenen ilkellikleriyle, diğer’lerinin varlığını zaruri kılar. Ve sen, kendini bir birinden ayrı görmeyen iki kişi arasında, ne kadar çabalarsan çabala varlaştıramazsın onları. Ve haliyle yaratamadığın hiçbir şey itiraf edilemez, saklanamaz, sırlanamaz, devredilemez.. Hiçbir şey, ama hiçbir şey, sır olamaz iki aşık arasında yalnızca basit bir madde ayırırken onları. Ta ki birliğe, biz’e dönüşene değin. O an ki, artık hiçbir elma tatmin edemez açlığını. O an ki, hiçbir ses sessizlikten daha üstün olamaz. Ve hiçbir varlık sen ile ben arasına giremez. Biliyorsun diyorsun. Biliyorum diyorum. Gülümsüyorsun. Gülümsüyorum. Susuyorsun. Susuyorum.

Düşünüyorum.

Nasıl varmalı yanına. Kelimeleri aralaya aralaya mi gelmeli sana.  Bu gri ve soğuk odadan o gri soğuk odaya geçişin bir yolu olmalı. Her bir kelimeyi dokuna dokuna kenara ittirmeli, açmalı bir boşluk ve akmalı zamansızlıkta sana değin. Sen sustukça içindeki sesler bir o yana bir bu yana çarpa çarpa  büyüyor, karmakarışık bir senfoniye dönüşüyor. Öğrenerek yok olma arzusu ile var oluyorum. O yüzden, susacağın zamanki bilinmezlik korkutuyor beni. Susmak, büyüyememiş ruhlarda küçük sırlar doğuruyor.  Senden bana akan bu fısıltılar, bedevi dudağına su, derviş zihnindeki anlam misali besliyor ruhumu ve birer madde gibi dokunuyorlar tenime, ısıtıyorlar üşüyen ellerimi.  Şaşırıyorum. Gözlerimi yumuyorum. Senli bir kaleydeskoba bakarak  rengarenk bir pencere arıyorum. Ardını görebileceğim bir Yansıma. Ve yansımama dokunabileceğim hayali bir dünya, bir arka bahçe. Aynalardan oraya açılan pencereyi bulma hayaline beklemek diyorum. Bir sana bir bana yansıyarak şaşıran her şeyi, karadelikmişcesine emiyor  aramızdaki ayna. Her şeyi. Sessizlik ne menem bir ispiyoncu, görüyor musun? diyorum. Başını sallıyorsun hüzünle. Sessizlik ki, alıp başka bir evrene götürüyor bizi. Ve o evrendeki aynanın karşısında herkes kendine karşı sırsız kalıyor.  Herkes kendince arsız, sınırsız, soysuz sopsuz. Korkuyoruz. İkimiz de. Ama gitmiyor  kimse. Bir oyun olmaya devam ederken hayat, bize kendini açmıyor tomurcuk gerçeğe dair. Henüz. Ve oturmaya devam ediyoruz inatla. Ölümsüzlüğü yaşayan iki ölümlü gibi bakıyorum sana.

Kim olduğumu biliyorsun, kim olduğunu biliyorum.

Küçük soğuk bir bekleme odası burası. Zaman bir ayna. Nefis bir elma kokusu gözümüzü kör etmiş. Bilmeyi arıyoruz. Feda ettiklerimize rağmen zamansızlıktayız yine.  Kalabalığın sıkılıp gideceği kadar uzun yaşayacak ruhlarımız, biliyorum. Bunun rahatlığı ile keskin bir cesaret doluyor içime. Söylediklerini düşünüyorum. Söyleceklerini düşlüyorum. Ellerimi kavuşturuyorum huzurla, bir sonraki göz göze gelişimizde  yoksul gözükmemek için gülümsüyorum. Belirsiz birkaç çizgi oluşuyor sol yanağımda.


*Yazının orjinali Psikeart Dergisi’nin Sır temalı sayısında yer almaktadır