..

Amazonlar: Karadeniz’in Savaşçı Kadınları

Truva Savaşı’ndayız.

Her şey Truva’lı Paris’in Sparta Kralı Menelaous’un güzel karısı Helen’i kaçırmasıyla başlar.

Ardından da haliyle Yunanlılar Akalara saldırır. Savaş yıllarca sürer, binlerce insan telef olur. Çarpışmalar uzadıkça her iki taraftan da gözü pek komutanlar ve askerler mücadeleye dahil olur. Yunanlılardan Homeros’un da İlyada destanını adadığı Akhilleus, Truva Krallığı’ndan ise Prens Hector en gözde kahramanlardandır. Savaşın bir döneminde Hector düşmanına karşı o denli başarılı olur ki, Akhilleus sinir küpüne döner ve büyük bir hışımla karşı saldırıya geçer. Nihayetinde Hector büyük bir hezimete uğrar ve Ahkilleus tarafından vahşice öldürülür. Bu büyük hezimet haliyle karşı tarafta yıkıcı bir moral bozukluğu yaratır.

Bunun üzerine Anadolu’nun gözüpek komutanları Yunanlıların karşısına çıkmak üzere intikam dolu yüreklerle yola koyulurlar. İşte bu komutanlardan biri olan Hector’un teyzesi Penthesilea, parlak zırhının altından gözüken güçlü kollarıyla ahenk içindeki bronzdan hilal kalkanı ve amansız yayı ile beyaz atının üzerinde dört nala ilerlemektedir.

Arkasında ise acımasız ve savaşçı, güçlü ve kararlı onca kadın.

Bu savaşçı kadın ordusu, Karadeniz’in hiddetli dalgalarının gölgesinde, yorulmak nedir bilmeksizin ilerlerler ve çok geçemden Truva’ya varırlar. Düşmanlarıyla korkusuz çarpışmaları, birlikte savaştıkları ordulara motive kaynağı olur. Bu kadınların savaştaki başarıları o denli büyüleyicidir ki Amazon Kraliçesi Penthesilea nihayetinde Akhilleus’a kadar erişir ve böylece ikilinin aralarında meydanda büyük bir düello başlar.

İlyada da Homeros Penthesilea’nın gelişinden şöyle bahseder:

“Hector’un cenaze oyunları böyleydi. Ve sonra, Amazon geldi, hunharca insan katleden Ares’in büyük yürekli kızı.”

Uzun süren çekişmeler neticesinde, Akhilleus mızrağını Amazon Kraliçesi’nin göğsüne saplar ve savaşçı yere düşerken, Akhilleus onu bunca zorlayan bu güçlü düşmanı tanımak ister. Yere yığılan savaşçının miğferini çıkarır ve öldürdüğü savaşçının aslında bir kadın olduğunu fark etmesi uzun sürmez. O anda savaşçının güzelliği ile kendinden geçen Ahhilleus’un büyük bir pişmanlıkla Penthesilea’ya derin bir aşk duyduğu söylenir.

Pseudo-Apollodorus Epitome of the Bibliotheke’sında ise Penthesilea’dan, Akhilleus ‘un kendisini öldürdükten sonra yerdeki ölü bedenini alay için çevirmesiyle bir derinden aşık olduğu kadın olarak bahseder.

Karadenizin Savaşçı Kadınları: Amazonlar 

Karadeniz doğası gereği asidir.

Ve kendine özgü iklimi ve mavi-yeşil üretkenliği ile olanca gücüyle çekici.

Bu topraklar binlerce yıllık zengin tarihinde, onlarca medeniyeti, yüzlerce kültürü beslemiş; yüzyıllar boyunca yağmurun şiddeti ve sürekliliği, bu topraklardaki güçlü barışçıl iradenin bir temsili olmuştur. İşte belki de sırf bu yüzden, bu bölgenin kadınları hem bu dönemde hem de yüzyıllar öncesinde adını diğerlerinden ayırt ettirmiş, unutulmamış, çeşit çeşit halkların tarihine ve mitolojisine girmiştir.

Günümüz Karadeniz kadının cefakarlığı, çalışkanlığı ve dirayetinin meşhurluğu yaygındır. Karadeniz, sadece bugünlerde değil, binlerce yıldır özü ile beslenen bu kadınlardan söz ettirmeyi bilmiştir. Öyle ki bu Karadeniz kadınlarının atalarından biri sayılabilecek Amazonlar da savaştaki ustalıkları, kurdukları şehirler, kendilerine özgü sosyal yapıları ve iradeleriyle hala hatırlanmakta ve haklarındaki gizem ve bilinmezlikleri gidermek için hummalı çalışmalara ilham kaynağı olmaktadırlar.

Amazon isminin etimolojik olarak Yunanca mazos’dan yanı memesiz’den geldiği düşünülmektedir. Öyle ki, yay, Amazonların mızrak gibi savaş aletlerini daha iyi kullanabilmek için sağ memelerini kestiklerini ya da Heredot’un belirttiği şekliyle bronz bir metalle dağladıkları öne sürülmüştür. Askeri amaçlarının ötesinde kadınlığın en önemli sembollerinden biri olan memeleri kesmeleriyle Amazonlar, anneliğe karşı ciddi bir duruş sergilemiş olmakla kalmaz, toplumsal yapılarının irade üzerine oturan sınırlarına da bir imada bulunur. Kendi toplumları içinde ne anaerkil ne ataerkil olarak adlandırabileceğimiz Amazonlar, sadece kadınlardan oluşan bir topluluktur, dahası erkeklerle ilişkiyi ve birlikteliği kesinlikle yasaklar. Altunya’ya göre Amazonlar kendi kendilerine yeten homososyal savaşçı bir toplumdurlar. Nesillerinin devamını ise komşu kabilelerle yapılan ziyaretlerle sağlar, oranın erkekleri ile birlikle olur, doğan erkek çocukları bu kabilelere geri gönderirken, kız çocuklarını hemen hemen her toplumsal konuda, savaş, tarım, avcılık ya da gelenek-görenekler konusunda itinalı bir eğitimden geçirirler.

Kafkas bölgesindeki Amazonlara Sarmatyan denilir ve benzer şekilde a-massein yani yanına yaklaşılamaz kadın olarak anılırlar. Kadını köle mertebesinde algılayan ataerkil Yunanlılar, Amazonları barbar ya da aykırı olarak dışlamışlardır. Benzer şekilde Libya ve Asya’da da yaşadığı var sayılan Amazonlar’ın adının, Farsça ha-mazan yani savaşçılardan geldiği düşünülür. Amazon kadınları kendilerini vahşi doğa, avcılık ve ay tanrıçası olarak bilinen Artemis, Zeus’un rüyasında gördüğü ve ürktüğü çift cinsiyetli bereket temsili Kybele ve zeka, sanat, strateji tanrıçası Athena’nın hizmetkarı olarak görürler. Mezarlıklarında ok uçları bulunan, savaşçı pozisyonunda gömülen Amazonlar, inandıkları uğruna yaşayan ve ölen iradeli topluluklardan biri olarak tarihe geçmekle kalmamış, tarih boyunca pek çok düşünürü de etkilemiştir. Öyle ki üzerine onca yazı yazılmış, sanat eseri yaratılmış, yöntem ve iradeleri komutan ve kaşifler tarafından sıkça irdelenmiştir. Örneğin, aydınlanma dönemindeki deniz aşırı keşifler sırasında Portekizli kaşif Orellana, 16 yüzyılda Ekvator seferinde büyük bir nehir boyunca uzun saçlı İcamiaba yerlileri ile savaşmak durumunda kalır. Gerek saçları gerekse savaştaki güçleri nedeniyle yerliler Orellana’ya kadın savaşçıları yani Amazonları hatırlatır ve Kaşif günlüğüne bunu günlüğüne aktarır. Böylece, günümüzde de dünyanın en önemli suyollarından biri olan nehre Amazon ismi verilir. Dahası günümüz popüler kültüründe de Amazonlar sık sık yer almaktadır. Çizgi roman, film ve televizyon dizilerinde yer alan Amazonların Savaşçı Prenses Zeyna ile büyük popülerlik kazandığı aşikar.

Bazı araştırmalara göre Amazonların Milattan önce 10. yüzyıl ile 12. yüzyıl arasında, diğer bir araştırmaya göre ise Bronz çağı ile Demir Çağı arasında yaşadığı düşünülmektedir. Yaşadıkları dönemde sadece Karadeniz’de değil, Ege ve Akdeniz’de de Sinope, Terme, Cyrene, Smyrna, Ephesus, Pitane gibi şehirlerin de kurucularından sayılır.

Themiskyra ya da günümüz adıyla Samsun’un Terme İlçesi Amazon krallığının başkenti kabul edilmektedir. Öyle ki günümüzde Terme İlçesi Gölyazı Beldesi’nde turizm amaçlı bir “Amazon Köyü” kurulması planlanmaktadır. Emir Kırbıyık’ın araştırmalar neticesinde Ambartepe çevresindeki Kızlar Yaylası, Kırk Kızlar Mezarlığı, Kızlar Çermiği ve Boğmalık Yaylası gibi alanlarda Amazonların yaşadığına dair incelemelerin mevcut olduğunu iddia eder ve ekler:

“Günümüzden 5 bin yıllık yaşam izlerini gösteriyor. Terme Çayı ile Akkuş Yayları arasında M.Ö. 1200 ile M.S. 200 yılları arasında Gölyazı ve Ambartepe Mahallesininde içinde olduğu bu bölgede Amazon kadın savaşçıların yaşadığı tahmin ediliyor. Bu kapsamda bölge hem doğal güzellikleri hem de tarihi özellikleriyle çok önemli bir turizm kapasitesine sahip. Bu konuda Terme Belediyesi’nin yapacağı çalışmalarda gurup olarak her türlü desteği vereceğiz ve belediyenin yanında yer alacağız”.

Sosyal oluşumları ve gündelik yaşamları hakkında yeterli bilgiye sahip olunmasa da Amazonların, Karadeniz’in ruhundan beslenerek barış ve savaşı, güzellik ve gücü bünyesinde birleştirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Tarih, mitoloji, sanat ve edebiyat pek çok alanda insanlığı etkileyen bu savaşçıların, günümüz Karadeniz kadını ile aynı topraklardan, aynı doğadan ve yağmurdan beslendiğini anlamak hiç de zor olmasa gerek.

 


Kaynaklar

  1. Mann, Charles. 1491: New Revelations of the Americas Before Columbus. Vintage, 2011, Second Edition
  2. Altunya, H., Mitos İle Tarihsel Gerçeklik Arasında Savaşçı Kadın İmgesi: Amazon Kadınları, I. Uluslararası Karadeniz Kültür Kongresi, 2011
  3. Room, A., Who’s Who in Classical Mythology, Gramercy Books, New York, 1997,
  4. Günaltay, Ş., Tarih I, Maarif Matbaası, Ankara 1941, 45; Robert Graves, The Greek Myths
  5. Gültepe,N., Türk Kadın Tarihi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2008
  6. Can, Ş., Klasik Yunan Mitolojisi, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2011
  7. Hansen, W., Classical Mythology, A Guide to the Mythical World of the Greeks and Romans
  8. Erhat, A., Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 2004
  9. Osborne, C., amazonation.com/Origins&Geo.html
  10. Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Efsaneleri, Bilgi Yayınları, IX. Baskı, Ankara, 1998.
  11. Herodotos, Herodot Tarihi, Çeviren: Müntekim Ökmen, IV. Bölüm, Türkiye İş Bankası Yayınları, I. Baskı, İstanbul 2002.
  12. http://www.samsunhaberhatti.com/Yazdir.asp?id=4906&catId=55
  13. Pseudo-Apollodorus Epitome of the Bibliotheke1
  14. Güder.D, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=16056