Halbuki bazen düşünüyorum da, sarılsa ve samimi bir şekilde baksa yeterdi. Ama samimiyetsizliği ve rekabet duygusu ile aşkın içine etti.
Haliyle dudağımı hafifçe büktüm, kaşlarımın arasında dikey çizgiler, içimden hüzünlü bir salı geçiyor bugün. Seneca’yı okuyorum. Ona iyi gelmeyen insanlardan uzak durmasını salık veriyor dostu Lucilus’a.
Ama bu iyi ve kötüyü nasıl ayırt edecek modern insan?
Acıya, rahatsızlığa, duyguların kontrol dışına çıkmasına ‘kötü’ diyen bir çağda yaşıyoruz zira. Palyatif bir takıntı bu. Birisi azıcık zorladı mı bizi, dengemizi birazcık bozdu mu, tamam, paldır küldür onu hayatımızdan engelliyoruz ve zafersiz narsist yanılgılara sürükleniyoruz. Korunaklı koltuklarında oturan ‘profesyonel’ duygulu psikologlarımız (!) bizi zorlayınca sorun olmuyor iken, duygularımıza içre aşık feylezoflarımız zorlayınca işler ‘kaka’laşıyor.
İnsan neden bu kadar korkuyor zorlanmaktan, acıdan, büyümekten ve dünyayla dönüşmekten? Kendimden daha cesur varsaydığım insanların bunca çekingen kaçışları beni düşündürüyor.
Ah be Seneca! diyorum böyle anlarda.
Senin o iğrendiğin gladyatör dövüşleri ilişkilerimiz oldu artık. Bu modern arenalarda insanlar iyi ya da kötülerden değil, ‘iyi gelmeyenlerin’ bahanesi ile kendinden kaçıyor sadece.
