Kedi sineğe bakıyor, ben kediye.
Halbuki az önce, oyun adı altında karşılıklı toka alış-verişi yapıyorduk. İyiydi aslında aramız. Mır hır hır hır ile oyundan eğleniyor gözüküyordu. Ben de fırsat bu fırsat bir iki mikrodoz oksitosin atıyordum.
Ama şimdi aramıza kocaman kara bir sinek girdi.
Şimdi bu sinek, ben ve tokadan daha ilgi çekici bir şey mi? Hiyerarşik şeyler düşünme Sibel diyor içimdeki arsız ama bu ani değişimi düşünmeden de edemiyorum.
Bazısına mide bulandıran bazısını gece uyutmayan koca kara bir sinek nasıl bu kadar ilgi çekici olabiliyor? Bir hoca gibi düşünmek istiyorum bugün, gözlüğümü boynumdan alıp takıyorum, tahtaya üç madde yazıyorum. Ciddiyim.
1.doğasında vardır
Kediler avlanmayı sever, oksitosin değiş-tokuşlu oyunları değil.
Yani esasen beni değil, tokayı sever.
Sinek ise tokadan daha ‘kendi’ ve yeni bir olaydır. Keşfetmesi için, dik dik bakılıp, kaotik hareketlere bazı teknik ve içgüdüsel anlamlar yüklenmelidir. Veri analizi olunca da gözler belerir, dikkat kesilir insan, pardon hayvan.
Gerçi bazı insanlar da böyle değil midir?
E malum, hepimiz köpek insanı değiliz. Bazılarımız bize ilgi vereni değil, ilgiyi severiz. Yeni bir meret gördük mü, kaotik ve belirsiz ise ‘ooo bu da neymiş?!’ diye onu mıncıklamaya gideriz. Dışarıdan bakan için saplantı gibi gözüken binlerce eylem ve dikkat, aslında yaşamın getirdiği yeni bir maceradır. O anda doğamıza uygun davrandığımız için ‘ahlaklı‘, topluma aykırı davranıp belirsizlik içine girdiğimiz için ‘anormaliz‘dir.
2. daha iyi bir oyundur
Kediler zoru sever, yatıp kedi müziği dinlemeyi değil.
Zor ise, yenide ve seni geliştirende vardır. Kaslar bile zorlanıp yırtılınca, tedavi ederken kendini şişer ve buna biz ‘kaslanma’ deriz. Kedinin de büyük bir kısmı da kas. Üstelik epey esnek kas. Haliyle çoğumuzdan daha zor hareketleri yapabiliyor. Ama bunun için, bazen kendi kendine hoplamaları zıplamaları ya da rutinli toka at-getir yavrum oyunları yetmiyor.
Dahası değilse de başkası lazım.
Sinek ise hem küçük ve tehlikesiz bir av gibi gözükmesi, hem de bunca hızlı ve gürültülü hareket yeteneği ile benim bile ağzımı sulandıyor şu an.
Herkes kendini geliştirmek için, sakin ve dingin ruhlar aramayı tercih etmez. Bazılarımız ‘yaşar ve kendi’ hissetmek için, insanlara 22 metreyi yavaş yavaş dalmak istemez.
Bazılarımız, kendimizi hissetmek için, durmayı ya da yavaş yavaş derine inmeyi değil, sinir olup o sinek peşinde ‘hırrr hırr’ deyip koşmayı ister.
Çünkü hem tehlikesizdir hem de çok fevri; hem yüzeyde hızlı hareketlerle güvendeyizdir hem de o koşturmaca yaşanan gürültü ‘kedi müziğinden’ daha ilgi çekici bir melodi oluşturur hayatta.
Bazen yüzeyde de derinleşebilir insan ya da derinde sığ bir halde kaybolabilir.
3. sineğe dair travma yaşamıştır
Belki annesini bir sivrisinek öldürdü, belki sevgilisi bir arının peşinden bal kokusuna takılıp gitti ya da kedigilllerin tüm engellemelerine rağmen bir at sineği ile travmatik bir aşk yaşadı.
Kedilerin iç dünyası evlere şenlik. Kimse normalde yemeyeceği ya da çiftleşemeyeceği, ormanda görse patisini bile kıpırdatmayacağı bir sineğin peşinden bunca gitmez.
Gitmez mi cidden?
Rasyonel değil bir kere, hele hele yaşadığımız bu çağda neredeyse günah.
Belki de kedi, o sineğin peşinden gittikçe kendisine dair bir şeyleri çözüyordur.
Belki ev arkadaşına ben sen o bildiğin hazır mama kedilerinden değilim, bir zamanlar ben de sevdiğimin peşinde koşardım ya da anamın intikamı için gözlerimi belertip sinsi planlar yapabilirim diyor.
Belki bir sinek uğruna Yarab ne güneşler batıyor’un hikayesini yazıyor.
Ya da eski bir psikopatın torunu olarak, etli butlu şeyleri çatur çutur yemeyi değil de, sadece sinekle oynayıp, kolu bacağı parçalamayı ve vegan orucuna devam etmeyi seviyordur.
Elbette ki, o kedi daha iyilerini hak ediyor. Daha büyük ve etli böcekleri ya da sarışın-uzun kuyruklu hemcinslerini.
Elbette ki, kedidir bu bu, ne yapsa yeridir.
Ama bazen nedenler değil, eylemler çok daha tatlı ve gerçek. İstek varsa, neden de vardır bir şekilde. Kimin umrunda ki neden eylemi dibine kadar yaşarken? Freud’u okuya okuya eylemsizlik prensibi içinde melül melül bakar olduk kendimize. Üzümün bağını incelerken, üzümlerimiz ‘sineklendi’ neredeyse.
Ben düşünürken, ki benim sinek oyunum olsun bu, neyse ki kedi sıkıldı sinekten.
İkimiz de nedenleri düşünmek yerine, kendi rutinlerimize geri döndük. İki dakika etrafımda sürtündü, mır-mır bak hala buradayım. İki dakika kucağıma aldım onu, ağzına küçük bir çocuk gibi ekşi ve huzurlu şekilde aralarken, öptüm, sineklerin kedisi, seni her halinle seviyorum dedim.
İki dakikalık sinek oyunu, iki dakikalık toka alış-verişi derken öğle arası bitti.
Kedi müziğinin sesini açtım, kulaklığımı taktım. Evden kendi ‘doğamın’ peşinden koşmaya çıktım.
