Kendimi güçlü hissetmek istiyordum sadece dedim.
Biraz ısıracaktım o kadar. Etli yerinden meyvenin ya da bana yakın yerinden damarın. Genelde geceleri uyuyamadığımda, yasemin kokuları arasında gelecektim odalara. Çok kalmayacaktım ama. Bir iki ısırıktan sonra gidecektim. Çünkü hırçınlaşacaktı ısırdıklarım ya da yaşarken çürüyen varlıklardı konduklarım.
Halbuki ben de isterdim kalayım o odalarda, bedenlerde, ruhlarda, meyvelerde. Uzadıya konuşalım isterdim vız gelip tırıs gidenlere inat. Güvenelim birbirimize. Neticede nedir ki bana verdikleri, iki yudum kan ve biraz da karşılıklı heyecan.
Ama öyle olmazdı. Çoğu başından savardı beni. Her vızz sesini tehdit olarak görürlerdi. Sert sayarlardı mizacımı, arsız ve bencil sayarlardı ısır-kaç doğamı.
Ah o eski ‘ısırıklar’ Albayım derdim. Bu korkaklık, bu vız nefreti hafızanın bir laneti. Kendimden bilirim o korkuları. O yüzden de kızamam kimseye. Başkalarının ısırıklarını hep şimdideki ‘vızlar’ öder çünkü. Bazen avcı kendini av korkusuyla kaçarken bulur; başkasına hep av olmuş olansa kendini bir avı kovalarken. Karma’ya karışma o sinek beyninle derim kendime, elleriyle beni başından savanlara gülümser, yalnız kalınca hep ışığa giderim.
Herkes böyle sert değil çok şükür. Bazıları dalgın olur. Belki uyuyor, belki yoksun. Onları o anlarda buldum mu, usulca, acıtmadan tereyağına iğne sokar gibi ısırırım. Günübirlik aşklar gibi bir iki iğne izi kalır o anda, az kaşınır ben gittikten sonra o küçücük yara. Bir iki gün daha hatıra, sonra unutulur giderim. En çok bu tip bedenleri severim. Ben beslenirim, o verir. Ruhu duymaz olanları, bedeni ise bir iki saat sonra unutur beni ve milimetrik acıyan o yerlerini.
Ama bazıları var ki, kanı kanıma ateş. Onları görünce hem ürperirim hem gözlerimi daha da belertirim. Beni en baştan görürler onlar. Önce çekinirler inceden, vız sesidir çünkü ilkel bir nükte gibi korkutur onları. Sonra o küçük kara gözlerime baka baka ellerini uzatırlar bana. İnce bacaklarım titrer, alışılmışın dışında olan bu çıplaklığa dengem dağılır ama konarım usulca ellerine.
Isıracak mı, acıyacak mı, benden kaçacak mı diye fıldır fıldırdır gözleri. Ah bu insanın deli türleri!
Ne yapmalı şimdi? Isırıp kaçmasam ben olmayacağım. Kalsam, o el bir yumruk misali kapanıp ölümüm olabilir. Avuca öyle yada böyle davet edilmiş olsa bile, bir sinek bir insana güvenebilir mi? Hele hele sokmaya gelmişse o sinek.
Çekici bir çıplaklık ama bu, kabul. Sineğin insan olası geldiği anlar. Ama ne yapabilirim ki ele avuca gelmez, karanlık ve özel iğnelerimle? İç güdülerime güvenirim hep böyle anlarda: Sok ve kaç.
Haliyle dayanamaz, iğnemi sokarım en hassas yerlerine. Ses çıkarmazlar. Üzülürler, görürüm. Bir eliyle üzerime çat diye vurma reflekslerine bakarım. Tutarlar kendilerini. Kasılır gözleri ama kıyamazlar nedense bana.
Doğama belki yakın gelen doğası var böyle insanların. Kim bilir onlar kimlere nasıl sokmuşlardı iğnelerini ve kaçmışlardı gözlerine bakmadan üzdüklerinden.
Neden bilmem, böylelerinin kanları yıllarca bacaklarıma yapışırdı bal gibi. Etrafımdaki tozu poleni toplardım belki de onlar sayesinde. Neye yarardı bu hassaslık, bu çekicilik, bu birikim bilmem; ama en çok bu insanlardan giderken düşünürdüm.
Sıcaktı kanları çünkü. Isıtırdı o buzdan ve duyarsız kanlarla soğumuş yalnız avlanan(!) içimi. Bacaklarımın etrafına dolaşan onlarca tatlı acı şeyi ise taşırdım onların hatrına. Bazen sevgi derdim, kalmak değil; başkasının kanını mevsimlerce kendi ruhunda taşımak. Bazen ısırmak kaçmak için değil, iğnem bile olsa kendimden bir parçayı ona hatıra bırakmak için.
Öyle ya da böyle, varlığımın devamı bir milim kan uğruna yüzlerce risklerle dolu. Delisine veli deyip oynarım. Kaçarım kovalanırım. Bazısı oyun zanneder ama en çok bu anlarda yaralanırım. Allahın psikopat bir kedisi yakalar misal, koparır kanadımı. Hayıflanırım. Bazen rüyasında kendisini tokatlayan insanların şerrinden zor kaçar, iki gıdımlık yavşak kan için ucuz ölümlerden yırtarım. Bazısı uyanır, pörtlek gözleri ile küfür ede ede beni arar. Miyop ruhlu bu insanlar, öfke ile beni öldürür de anca öyle rahatlar. En çok onlardan iki kanat kaçarım.
Çok şükür bugün de ölmedik derim mesaim bitince sabaha doğru. Çok şükür bacaklarımda yapışkanlı aşklar, bazı kanatlarım çizik, bazı bacaklarım alçılı. Ama yine uçuyorum bugün.
Mayıs geliyor misal, insanlar pencerelerini daha çok açar artık. Yağmurlar başka dostlar getirir. Güneş ile tenler tekrar ortaya çıkar. Mis. İşler bereketlenir, üzerine ilaç sürmeyen derilere yeni hedefler verilir. Ben varlığıma devam ederim. Risk ala ala büyür ve başka diyarlarda yeni kanlar denerim.
Gözleri bana baka baka kendini ısırtan o insanlara güzel şeyler dilerim. Onlara soktuğum iğnenin boşluğu karıncalanır belki bir gün. Bu sefer sokmayacağım seni söz diyerek, riski aşka verip, belki onlara tekrar giderim. Göz göre göre birbirine tehdit gibi kokan yaşamlar, belki de sokup da kaçılan anlardan daha gerçektir.
