Eylem demek hayat. Yaşamak onu düşünmekten daha güzel, daha gerçek. Kahkaha gibi dölleyici. Sarılmak gibi sıcak. Avuçlarını sıkmak gibi arzu dolu. Avurtları alev alev yanan bir çocuk gibi hayalci.
Eylem demek hayat demek. Büyümek denen şeyin o kemik sızlatan tek başınalığı ile barışmak.
İnsan ancak barıştığı şeyin köleliğinden kurtulur. İnsan yol verdiği şeylerin açtığı yollarda büyür. İşte bugün, içim anırır gibi mutlu, kanırır gibi doğuyor kendine. Koşmak istiyorum, ciğerlerim iki koca dünya gibi beni sıkıştırsın istiyorum. Arasında ezildiğim, büzüldüğüm, kim olduğumu iyice anlamsız bir soru olarak kabullendiğim o iki dünya arasında, yansın nefes alış-verişlerim.
Evet, doğrudur. Bir hava gibiydim evveli. Yıllar geçti, cıva gibi insanlara süzüldüm, aralarına sıkıştım. Aralarından süzüldüm, arayışları ile büzüldüm. Ve şimdi bir ara buldum çıktım, yankısız boşluklarını onlara bıraktım. Acılarla örülü hayatların kanırtılı gecelerini onlara bıraktım. Karanlık delhizleri onlara bıraktım. Geceler boyu bir insandır özlenir promillerini onlara bıraktım.
İnsanlar geçtim, insanlardan geçtim ve şimdi vakit geldi tüm o insanlara geçiverdim. Sonsuz bir boşluğa sarılır gibi borçsuzca. Arsızca hatta ahlaksızca çıktım onlardan. Şimdi buradayım. Bu Akdeniz toprağında. Yıllardır içimde taşıdığım kanatlarımı, sırtımdaki yarıklarından dışarı çıkartmak için, derimden insanlar sıyırıyorum, derimden anlar sıyırıyorum. Çıplak bir geceye düşler sıyırıyorum. Şimdi, tam şu anda, tuş seslerinin ritimsiz boşluğunda, gülümsüyorum.
Kendiliğim diyorum, özgürlüğüm benim sidikli kontesim. Hoşgeldin.
4 Ocak 2018
