..

Kırmızı burunlu kurt

Genellikle insanları belirli başlı özelliklerinden dolayı ilgi çekici bulur ve severiz.

Klasik.

Daha klasik olan bir şey var; o da bu belirli başlı özellikler biraz sıra dışı ve dolayısıyla çekici ise, zamanla bizi korkutmaya başlar. Sonra bizzat bu özellikler onlardan uzaklaşma sebebimiz olur.

İnsanlar yeni bir oyuncağa hevesle ilişen çocuklar gibilerdir böylelerine karşı. İlgi çekici bir renk, bir aura olarak görürler. Sonrasında bu havanın tadını çıkarmak için içine içre sokulma dönemi. Sonra ürkme ve geri çekilme. İstisnası az olacak şekilde, bu döneme eşlik eden bir sen böylesin, şöylesin halleri. Sanki ilk defa denk gelmişler gibi bu yanlara. Misal dengesiz olmak, misal çelişkili olmak, umursamazlık ya da takıntılı olmak gibi ‘kötü yanlar’.

Her çekicilik itici yanlarıyla birlikte gelir halbuki. Dengesiz ve umursamaz olmadan özgür olamazsın, çelişkili olmadan kendine karşı dürüst olamazsın, takıntılı ve tutkulu olmadan aşk yaşayamazsın.

Düşünüyorum da ben de böylesi ellerini duvarlara geçirebilen korkusuz ve derin ruhlar arzuladım. Öylesine deli, öylesine tutkulu, öylesine pervasız. O insanlarla dost oldum, onlara aşık oldum. Öyle sandım ya da. İnsanlarda sevdiğim o sıra dışı özellikler ya yalandı ya da zamanla sıradanlaştı. İnsanlar da o giden özelliklerine inat, korkak ve sarsak şekilde benden uzaklaştılar, kim bilir belki ben de onlardan uzaklaştım aslında o anda.

Dolayısıyla şimdi cesur ve korkusuz ruhlara hala özlem duyuyorum. Nostaljik bir şekilde değil ama. Ne kadar az kaldıklarını kabul ederek acıtmıyorum ruhumu misal. Tüm bu kabullenişler, bende tırnaklarımı kendi duvarlarıma geçirme isteği uyandırıyor. Vahşi bir hayvan gibi kendi ucsuz bucaksız ovalarımda inliyorum. Ulur gibi inlemek. Burası benim, burada benim. Ben yaşadım der gibi.

Neticede tüm bu olup bitenler arasında ben yaşadım, buradaydım, duvarlara tırnaklarımı geçirdim demek değil mi yaşam?

Bak yıllara elinden akıp giderken bunca sıradanlık arasında, yine kırık tırnakların, belermiş gözlerin ve küçük ellerinle bu koca hayatı avuçlamayı bildin demeli kendine arada sırada.

Aferin lan sana. Utandırmadın beni. Neysen onu yaşadın.

5 Ocak 2018