..

Cesaret neydi?

Cesaret değil benimkisi, saf bir istek; istediğini merak etmek, birlikte keşif sintropisini arzulamak. Aksine, cesaret belki de bizzat senin yaptığındır.

İstemiyorum dediğini merak etme, engellediğine kendince yollar açma, arzulamadığın insanlarla ebeleme oyunları yaratmaktır cesaret.

Tutarlı bir bencilliktir, su katılmamış bir ego ile koşturmaktır cesaret.

Ben yaparım, ben sınır koyarım, ben istediğimde dokunurum, istediğimde susarım sanane kardeşim duygusudur cesaret.

Kendi yaralarını, yanlarını, kendi düş ve yolculuklarını şahsına münhasır bir konfor alanında yaşama oyunudur cesaret.

Senin değil benim rengim diyerek yakar topu havaya attıktan sonra, iki yöne de gitmektir cesaret.

Bereketiyle akan o melodiye kulağını tıkayıp, inadına dans etmemektir cesaret.

Pek de tanımadığın insanlara korku ve zaaflarını yansıtıp, yakapaça sıvışmaktır cesaret.

Kendine eylem hakkını tanıyıp, başkalarını gözlem nesnesi yapma adaletidir cesaret.

Elmanın kurdundan ürkünce, en doğal halinden kaçarak dudaklarını ısırmaktır cesaret.

İçinde bulduğunu yanına değil, karşına almaktır cesaret.

Ciğerlerinde anlayamadığın çığlıklar varken içini susturup, ötekini sessiz harfli bir merakla dürtmektir cesaret.

İnanmıyorum ben güneşe deyip, aydaki gölgenden kaçmaktır cesaret.

Yapamazsın ki tiyatrosunu oynayıp, eyleme ramak kalmış şeylere inat bir hayalet olmaktır cesaret.

Bana iyi gelmiyorsun gitmelerinden sonra, diyalektik bir saklambaç oyunu arzusudur cesaret.

Kalbinden çıkan renkli boyaları eline, yüzüne, göğsüne sürmektense, siyah-beyaz karakalem bir tuvalde yaşamaktır cesaret.

Normalleşmenin o kahve içip konserli sergilerini gezme arzusuna çelme takarak; şizofren dünyalarda kalmak, suretinde yaptığı putları kıran Musa olmaktır cesaret.

Komplekslerini tetikleyen insanlarda kendini özgürce keşfedip yeniden inşa etmektense, çoktan fethettiğine inandığı yerlerde her an devrilecek bir kral olmaya devam etmektir cesaret.

Sana yazılmış satırları gözlerin belerek okuyup, susabilmektir cesaret.

Doğrusuyla yanlışıyla kendi destanını yazmaktansa, aşk karşısında Deli Dumrul hikayesini yaşamaktır cesaret.

Dimağında onca renk, damağında onca tat beklerken keşfedilmeyi, gün rengi bir şarabı Hayyam’a inat içelim dememektir cesaret.

Gerçek kendiliği eylemle değil, eylemsizlik sanatıyla yakalayacağına inanmaktır cesaret.

Kendini ömrün boyunca ruhuna kazınacak bir oyuna çoktan soktuğunu inkâr edip, aslında hayali bir düşten kaçtığını düşünebilmektir cesaret.

Kalbini bile bile kandırabilmektir cesaret.

Korunaklı evinde yeni bir sarı yaratıp, dilde kalan o vahşi kekremsiliği inkar edebilmektedir cesaret.

İçindeki ekşilikten utanıp, karşındaki limon ağacına küsmektir cesaret.