..

Rüzgarın entropik nefesi

Uzun zamandır ruhuma bu denli dokunan bir şarkı olmamıştı: https://www.youtube.com/watch?v=9eWewdTkghM&feature=youtu.be

Hele hele şarkının ortasında bir yerde, ruhumun ve bedenimin ince bir iplikle, hatta belki tığ ile, duvara işlendiğini hissediyorum. Öyle ki, şarkının 3. dakikasından sonra, nerede olursam olayım, sırtımı arkaya doğru yaslıyorum, ellerim yanımda yere doğru düşüyor, yüreğimin içinden bir şeyler döküldüğünü görüyorum. Sanki tutamadığım küfürler, sevaplar, anılar, aşklar ve itiraflar öylece süzülüyor. Ve tüm bunlar olurken gözlerimi kapatıyorum. Kim var kim yoksa gebeleşiyor şimdiki zamanda.

Kemiklerim rahatlıyor o anda. Keman beni içine alırken, müziği kutsuyorum. İnsana ait olmayan yanını.

Dramatik yazmadan nasıl mümkün acaba insanın içindeki aşkınlığı dile getirmesi diye düşünüyorum. Keza yaşım 30’a yaklaşıyor. Hamdolsun, 20’lerin öyle ya da böyle tadını çıkardık. Belki birkaç aşka bu kadar takılı kalmasaydım, hala daha farklı şeyler görebilirdim. Ama insanın doğası da bir nevi fizik bilimi gibi çalışıyor. Yani enerji korunuyor, yani enerji bölünürse yine eşit olarak dağılıyor. Haliyle, daha fazla insana aşık olsaydım, aşk yaşasaydım, bundan daha derin yaşayamazdım gibi bir sonuca varıyorum. Belki de bu yüzden, bu yılları bir insana ayırarak aşk için, o derinliği görme şerefine nail oldum diyerek kendimi kandırmak istiyorum, kim bilir.

Ne olursa olsun, şimdi ‘Ólafur Arnalds – Only The Winds’ gibi şarkıları dinlerken, aklıma gelen Lotus oluyor. Neticede ben unutmadım o insanı. İster kafamda yaratmış olayım, isterse bir zamanlar yaşamış ama şimdi ölmüş bir ruh olsun, bir şekilde beni bir şeyler hissettirdi. Hem de ne şeyler. Şimdi dönüp baktığımda, bunca hayatım içinde adına saklamak istediğim nesneler hep ona ait oldu. Varsın atayım şu an, her şeyi. Nesneleri, hediyeleri, anlamları… Geriye bir şey kalmıyor zaten. Ama ona ait olan şeyler gitsin istemiyorum.

Belki de insan doğasıdır, ölümsüz olmak için durmaksızın kıymetli nesneler arar. Çocuk mesela, bir kitap ya da, ne bileyim, bir caddeye isminin verilmesi, dijital dünyada bir zamanlar bir an için ünlü olmak da buna dahil olabilir. Ama ben, nedense bugün, tam şu an, nefesimi tutabildiğime saklıyorum içimde ve oraya Lotus’u koyabilmiş olduğum için ölümsüz hissediyorum.

Ne acı. Onun böyle bir şey verdiğine inanmak isterdim. Ne yazık ki, makul kalan her zerrem ile nefes aldıkça ölmeye devam ediyorum.

10 Ocak 2018