..

Hayata da hesap sorulur

Hatta belki bizzat en çok ona sorulur. Geçmişe sorulur, şimdiye sorulur, başkalarının bizim üzerimizdeki etkisini kestiremeyen kalbe sorulur, kendine sorulur, hep kendine bir şeyler sorulur. Hatta belli belirsiz geleceğe bile sorulur.

Bir başkalarına hesap sorulmaz. Onlara ‘neden’ denilemez. Emredilemez. Çünkü onlara sorduğunuz hesap sizi yakar.

Bırakın başkalarını, kendinize sorun. Acı çekin, sinirlenin, hüzünlenin, ağlayın. Ama bilirsiniz ki geçecek; bir şekilde yaralarınızı saracaksınız. Artık acılar içinizi acıtmayacak. Kendinizi kırbaçlaya kırbaçlaya sorulmadık hesap bırakmayacaksınız. Kanayan yaralarınıza, kendinizin size özel hazırladığı ilaçlardan süreceksiniz. Sizin çığlıklarınızı kimse duymayacak. Dışarıdan ‘normal’ gözüken bir yanardağ olacaksınız. Kimisi sizinle eğlenecek, kimisi bilinmez maceralara sizin eteklerinizde başlayacak, kimisi sizin güzelliğinize hayran hayran bakarken kimisi sizi biraz daha anlayacak ve uzak durup kaçacak.

Belki de işte bu yüzden sizin çığlıklarınız, sıcak dumanların üfleyişlerinden olacak. Ve gariptir ki, çevrenizde hala insanlar varsa—ki muhtemelen olacak—onlardan kimileri bu bunaltıcı nefeslerinizi huzur dolu bir meltem olarak algılarken, kimileri de bir heyecanın devasa nidaları olarak algılayacak.

Ve siz tüm bu galeyan içinde için için yanacak, kanayacak ve var olmaya devam edeceksiniz. Hiçbir şey çaktırmadan, gayet normal halde. Çünkü insanlar volkanların içinden neler çıkabileceğini bilirler. Ama trajedi şu ki, gelirler ve yine de bereketli diye şehirlerini yanı başlarına kurarlar.

Belki de işte bu yüzden siz asla başkasına hesap soramayacaksınız. Kendi dağınızdan çıkıp başka bir dağa gidip orada yanmayı göze almak istemeyeceksiniz. Elbette korktuğunuzdan değil. Nedenini siz çok daha iyi bileceksiniz.

Ama kelimelerle bir türlü söylemek istemeyeceksiniz.