Sevişmenin nasıl bir dili var acaba? Bacak aralarımız aşık olunca ne kokar? Mürekkebimizde hangi özneler sözleşmiştir kim bilir. Daha kaç yıl, kaç an terliklerimizi çıkarmadan oturacağız kendi evimizde? Daha kaç sabah bizsiz, ışıksız alınacak o durmayan trenlere.
Duraklar Mösyö!
Okyanusumun şoförü bir kadındı, anlıyor musunuz? Koyu kumral, orta yaşlı, üzerinde polar hırkasıyla, kocaman, 100 katım büyüklüğünde bir kamyonu sürer gibi küçüklük hayalimdi benim.
O kadının durakları var mıydı dersiniz Mösyö?
Nerelerde saklanmıştı onun acıları ya da 100 katı büyüklüğe ulaşmış hayalleri? Yoksa aşkı fiziksel anlayanlardan mıydı o da?
Bugün bana o kadını hatırlatan bir bakire ile tanıştım Mösyö, bana aşktan bahsediyordu.
Ona diyemedim ki, aşk bacak aralamaktır. Sen bedeni olanı bile zihne pranga yapmışsın. Hem Ahmet demez mi şimdi, o bedenler nasıl eskiyecek o zaman azizim? Ahmet’e sormaz mı Özlem, bizim kara kuru bereket tanrıçası, bana verdiği kitabın bazı mavı sayfalarını neden yırttı?
Azul, mavi demekmiş Akdeniz’in bu yanında Mösyö. Mar ki deniz, tinto ki kırmızı şarap. Resimler duvarlara arzulu bir aşk dayar, kendini zamanla boşalan soğuğa bırakırmış. 100 kat daha büyürmüş o kadının sürdüğü kamyonlar böyle gecelerde, içimdeki çocuk elinde pamuk şekerleriyle, gözleri büyülü izlermiş şimdiyi. Sonra su istermiş yüzyılın en kurak zamanına denk gelmiş tohum kırıntılarım, baharı beklermiş içimdeki tomurcuk hayalim.
