..

Hafıza

Bazen iyi ki unutuyorum diyorum.

Geçmişin hortlaklığını sadece rüya görmeye benzetiyorum hatırladığımda. Halbuki yaşanan, rüyadan daha korkunç çoğu zaman. Hayatı oyalamalarla yaşayan biri için, elinde oyuncakla bizi oyalayan bir anneye sahip olmak gibi şimdiki zaman. Kendi başımıza kaldığımızda kaosumuz başlıyor, geçmiş denen soyut, erişilmez, kontrolü zor rüyalarda. Hatta elimizde oyuncak boyutunda daha da çocuklaşırız o anlarda.

Şimdi hamdolsun büyüdük. Ya da öyle zannediyoruz. Parmaklarımızda uzun kalemler tutabiliyoruz. Göz kapaklarımız aralanıyor sorumluluklar dünyasından. Kendimiz olmaya çabalarken, ‘olmamız istenen’ hale dönüşmeye başlıyoruz. Dopamin! Sonunda toplumla birlikte vücut bulan bir var olma, kabul görme ve büyüme sevdası bizimkisi. Sevdalara inat yaşadığımız korkunç bir gelecek rüyası belki de.

Kafamız kelimelerle dolu, zihnimiz bile acıyı mantıkla mumyaladıktan sonra kaldırıyor rutubetli geçmiş odalarına, kaçtığımız rüyalara. Mantıksız acılar çekmekten kaçınıyoruz. Rasyonel ya da kontrollü olmayan acılarda deli gibi korkuyoruz. Halbuki deliler korkmaz, yaşar. Rüyayı, hayatı, mumyayı, griyi sadece şimdi varmış gibi diri diri yaşar hem de. İstemiyoruz. Sebepsiz ölmekten ya da tükenmekten korkuyoruz: İnsan hep sebep arar çünkü. Yakınlarımızın intiharlarına, dostlarımızın ayrılıklarına, sevgililerin terk edişlerini bile bu tür sebeplerle öldürmeden yaşatmayı becerebiliyoruz.

Acı bile gerçek sayılmıyor artık, sebebi belirsizse ve kafamızda kayıtlı değilse.

Belki de bizzat bu yüzden, ben dahil çoğumuz ‘iyi ki unutuyorum’ diyor ve öyle yaşamaya devam ediyoruz.

Ancak öyle edebiliyoruz ya da.