..

Jelibonlu dans

Tüm jelibonları yere sermişti. Mavi, mor, turuncu, sarı.

Eteklerini sallaya sallaya yürümüştü koridorlarda ilerlerken. Şekerin zevkiyle örselenmiş odaya destursuz girmişti. Cepleri bilmediği renklerden oluşan duygularla dolu.

Derinlere doğru ilerliyordu.

Eteklerini sezonu bitmeyen birer sirk gösterisi gibi çevirerek dans ediyordu ilerlerken. Parmak uçlarına basa basa tanıyordu odadakileri. Sırasıyla her jelibon hayaline basıyor, gözlerini sımsıkı kapatmış bir halde eteklerinin onu özgür kılmasını yaşıyordu.

İnsanlara doğru taşıyordu.

Turuncu eteği güneş ruhuyla kıvrılıyordu belinde. Her bir bakış incelip süzülüyordu içindeki gizemlere. Tanıyordu o şeker arzusunu, biliyordu renklerdeki suyu. Çöllerdeki vahayı bulmuş gibi mutluydu o an. Vuslatını arayan Leyla gibi umutlu.

Tüm ışıklar sönmüştü birden. Durdu.

Jelibonların rengârenk yansımalarına bakarak kendine koyuldu. Kırmızı duyguların içinde yaşıyordu. Mavi bir vals gibiydi geçmişi. Mor, ayaklarından başlayarak dolanıyordu bedenine. Sarı kıvrımlarıyla arzuyu çoğaltıyordu. Yeşil ise insanlardan keskin dönüşleri sağlıyordu.

Yine tek başına dönüyordu şekerimsi dünyada ve ruhu nasıl da seviyordu renkleri.

Eğiliyordu belinde dans nağmaleri, parmaklarından süzülen kahkahaları bandırıyordu jelibonlara. Odası karanlık, ruhu gökkuşağı idi.

İçinde saklanan melodinin parıltıları, uçlara yankı ederken baharı getiriyordu yine.

Jelibonlar, ah o jelibonlar! Uzakta bir lotusun yüzünü ekşittiği o jelibon aşklar. Onlar dökülüyordu ağaçlardan, patlıyordu tomurcuklardan ve tırıtılıp acı dolu büyüme gecelerine cennet oluyorlardı.

Mutluydu. Hem de nasıl! İliklerine, hücrelerine, moleküllerine kadar dirimlidir. Ama sadece kendisi, o jelibonları tanıyordu bu duyguları.