..

Dışarıdaki güvercin

Sokakları karanlık bir şehirdeyiz.

Bahçe ışıkları bile söndürülmüş. Zifiri bir yalnızlık. Akşam yemeklerinin çatal bıçak gürültüsü dinmiş. Oturma odalarının ışıkları teker teker sönmüş. Yorgunluk sigaraları içilmiş, bir iki bulaşık kavgası yapılmış. Boylu boyunca uzanmış evlerin dış cephelerinde geriye yalnızca birkaç lamba kalmış. Belli ki geceye direnenler iş başında, eyleme içreler. Diğer bir deyişle, masalarındaki titrek sarı ışıkların içinde güvendeler.

Bir ben ve bir de benim gibi uyuyamayan bir solucan dışarıda. Ortalik sakin. Bir iki kedi geçiyor yanımızdan, rengi siyah değil. Haliyle dışarıya ait değil. Evlerin avlularında volta atan köpekler ise aslında dışarıda değil, içeride.

Evsizlik ve yersizlik diyarında yutkunanlardan ikisi, ben ve solucan işte böyle bir gecedeyiz. Az önce yağan yağmurdan olsa gerek, solucan da ben de neşe içindeyiz. Hayatla oynayabilen, ruhsal serotonin üreten iki canlı olarak nefes alıp veriyoruz işte.

İçerisini bilmem ama dışarıdaki nemin bereketini iliklerimize kadar çekebilen ikimiz için, “kendilik” denen şeyi hücrelerimize dek hissediyoruz. Kendiliğin bir arzusu vardır ve dışarıdadır, ama içeri girmez, alınmaz hatta. Ya pıtı pıtı yürürsün o var oluş ile ya da yanımdaki gibi ıslak ıslak sürünürsün toprak kokusunu içine çeke çeke.

Böylesi oluşların yaşı yoktur; büyümez. Sözü yoktur; lafı edilmez. Kuralı yoktur; öğrenilmez. Beklentisi yoktur; üzülmez. Bu yüzden iki varlık yan yana gelir ve kendini birbirine evirir. Herkes çıplak olabilirse, böylesi sessiz gecelerde, tadından yenmez bir ziyafet cümle aleme verilir.

Ama dikkat! Aman dikkat!

Siz siz olun gözlerinizi kapatarak sevmeyin; ne kendinizi ne de yanınızdaki solucanı dengenizi bozacak bir ağırlık ile sevmeyin.

Etrafınıza iyi bakın.

Köpeklerin bazıları kuduzdur, toplumun bekçileri ise namussuz. Kedilerden bazıları karadır, aranıza girer. Gece kuşları, masada göründüğü gibi durmaz; ellerinde divitlerle gözlerinizi ve sözlerinizi oymaya gelirler. Yağmur yumuşak bir seviş değil, dolu verir. Bazı sokakların toprakları, bereket değil, küf kokar. Yalnızlık denen şeyden kaçan korkaklar, “kendilik” denen şeyi bir özenti gibi gözünüze gözünüze sokar. Narsist ruhlar, sizi oyun arkadaşı olmaya ikna edip, balon yerine taş atar ve pis pis gülerken topuk topuk kaçar.

Uzun lafın kısası, siz siz olun, ruhunun yaşını bedenine eşitleyemeyen o gagalı ruhlara pek güvenmeyin.

Ama yanınızdaki solucana ve içinizdeki cana güvenin. Adımları aşkı, bakışları yeni geceleri yaratır çünkü.