İnsanın tatminsiz ve yorgun kaldığı anlar vardır. Hani bir adım atmak istersin; gözünü yummak ve cesur olmak amacındır. Ama karşı tarafın yorgunluğu seninkinden fazladır. Bilinmezlik düşüncesi çekse de seni, şimdinin umutsuzluğu yaralar. Böylesi anlarda adım atmaktan çekinmemizin sebebi yüzde kaç korkaklıktır, yüzde kaç gelecek yaratımı için geçmişe sus payı vermektir, bilemezsin.
Bir insanın takıntının değil, dostun, aklın ve mutluluğun olduğu sürece gözünü yumup cesur olması gerektiğini anlarsın. Hafızaya nanik atan anılar bile silinirken ne yapmalı? “Emeksiz aşk olur, emekle dostluk mu?” demeli? Hormonlar zaman dinlemez, tutku Marx ve zincirlerini beklemez mi demeli?
Belki de tam burada susmalı. Hem kendine hem eyleme. Hani kelam ve duygular dünyasında kara bir delik bulmuş gibi, saygıya geçip öylece durmalı.
