..

Mor palyaço

Marmara’nın şiiri şöyle başlar.

“Yüzü olmayan bir palyaço, elleriyle olmayan yüzünü örtüyor ve ağlıyor. İçeriden ağlıyor ve ölüyor. Zaman, yüzünü eskitemez çünkü yüzü yok.”

Sonra, senin bana yazdığın o mesaj geliyor: “Niye kaçıyorsun benden? Niye açmıyorsun telefonlarımı? Yüzün mü kalmadı?”

Az önceki şiiri de sen tanıttın bana, yüzsüzlüğü de, palyaçoluğu da. Araya girmem Marmara’yı rahatsız etmiş olacak ki, devam ediyor. Etsin. En azından o devam etsin.

“Palyaçonun yüzü yok, giysisi olması gerektiği gibi, kabarık yakalar ve renk renk kareli bir tulum. Yüzüyorlar, saydam ve ılık suyun içinde, şiddetle. Yukarıdan, bedenleri yarım görünüyor, belden aşağıları yok. Hızla kayıyorlar sıvının içinde, adaya vardıklarında kollarıyla tırmanıyorlar, kesik bedenlerini yukarı çekerek. adamlar. Benle benim aramdaki farkı görebiliyor musun?”

“Görebiliyorum,” diyesim geliyor Marmara’ya.

Sana da dönüp şunları söylemek istiyorum: “Bunu bana ilk gönderdiğinde anlamamıştım meramını.”

Ne acı bir küfürdü bana ettiğin. Ne çıplak bir tokat, uzaktan yakına, kesik başlı adamların adasının bir hayal olması gibi. Kalpsiz kadın! Kalbinin en kırılan yeriyle dövdün beni.