..

Ayna Terapisi

Saatlerce yazmak, tendonlarını ateşe verir gibi, kelimeleri damarlarından çekip çıkarır gibi. Ne daktilo tıkırtısı, ne de soğuk taşların elektronik parıltısı var bu anda. Sadece hızsız, zamansız bir duruş, zamanı bir makas gibi kesip ikiye ayırmak arzusu. Çöp bidonu gibi gereksizlerle dolu ruhun, jet hızında yaşanmışlığın ağırlığıyla eziliyor.

Saplantılarımdan örülen yumaklar… Sapan geriliyor! Pat, pat, pat!

Sonra, hop… düşüş ve düşler.

Büyümek baş döndürücü. Koza içinde çırpınan ipek böceğinin sessiz çığlıkları, yarım kalmış ölümler gibi yankılanıyor. Dualar, hıçkırıklar, ölümler… Büyümenin kaşıntısı ne tatlı, kıtır kıtır kaşıyorum kendimi.

Kendini sev ey ruhum, onu koru. Sadakatle, tutkunun dalgalarıyla, okyanus gibi derin aşkınla ağır gelen her şeyi öp, doya doya. Her şeyi kokla; o tuz tanesini bile, burun buruna. Yüzündeki morluklara dokun, sırtındaki kamburu yokla. Sev kendini, titrese bile ses tellerin, ağlasan da, yanıldığında bile.

Yüreğin, her zorlama ile büyüyor, acılarla genişliyor. Daha çok hava, daha çok devinim geçiyor içinden, gitmesine izin ver. Acıya üzülme, havasızlıktan korkma. Koşarken ölmek, aşıkken kaybetmek kadar kutsaldır. Tadını çıkar her kaybın, her geçişin, her nefesin ve sesin.