Ayaklarım dik duruyor artık. Demek ki primatlaşmış ruhum yavaş yavaş insanlaşıyor. İçgüdülerimden, doğanın saflığından sıyrılıp, o kıllı ama içten maymun yerine insan geliyor. Zaten doğduğumuz andan itibaren geçerli olan evrimimi yaşarken, işte, ayaklarım üşüyor.
“Hey!” diye bağırıyorum.
“Hey! Büyüyorsun, küçük insan çocuğu.
Al işte, bu senin yaşamın. Bağlarından, bağımlılıklarından, korkularından, içindeki hayvandan geçiyorsun. İnsan oluyorsun. Oluyor musun? Kıkırda biraz. İnsan olmak, bilinçli olmak demektir lanetine tutuldun. Tam oraya doğru kıkırda.
Isınıyoruz. Çünkü çıplak bedenlerimizi modernleştirdik. Korkularımızı yeniyoruz. İnsan olduk ya, kendimize dört duvar çiziyoruz. İşte kendimize ait odalar… Camlarımız tertemiz, ama dışarısını göreceğiz. Eski, bildik hallerimize güvenli alanlardan bakacağız.
Hâlbuki, dışarıda âşık olduk. Eril bir arzuyla gibi sevdik ve seviştik; dişil bir güdüyle yedik ve yedirdik. Köpekle köpek, kediyle kedi olduk. Ruhumuzu evcilleştirdik. Keçi gibi inatlaştık, tavşan gibi dokunduk, bukalemun gibi değiştik.
Dışarıda âşık olduk, öğrendik, sonra içeriye girdik, ısındık, sınıfladık ve sınıflandık.
Ama tam arada, tam ortada durduk ve sıcak duvarlara dokunduk; dokurken kendimizi, içi dışı bir hikâyelere işledik.
