..

K-açış

Kaçışlar dönüşleri getirir her seferinde.

Bir zamanlar bileklerine kadar bataklık, su birikintilerine inatla giren, şemsiyeyi reddedip özgürlüğün bedelini iliklerine kadar ıslanarak ödeyen bir tanıdığım vardı.

Üşümemişti. Ama cebindeki son parasını ısınmak için çaya vermişti.

İlkokul anılarının masumluğu ile yaşlanma arzusundan çok uzaklara bakmıştı denize.

Gülümsemişti.

Vapurun gidip gelmediği anlara inat, ıslak montunun bozuk fermuarıyla oynuyordu.

Mutluydu.

Kaçışın dönüş sorumluluğunu bırakmıştı dalgalara. Aldığı kararlar yoktu artık; tanıdığı bir kendisi vardı ve umulmadık anlarda tekrar eden bir kendiliği.

“İnsan kendine benzemeyen maskelere alışamaz,” diyordu, renkli atkısını boynundan çıkarırken. Elini gözlüğüne götürüp, uzaktaki saçları beyazlamış, hafif kel adama bakarak ekliyordu:

“Ben, olmadığım benlerle hesaplaştım artık, Bey Amca. Artık onlardan ayrılma vakti.”

Sonra uyanıyordu.

Vapur Beşiktaş iskelesine yaklaşırken, bozuk fermuarını nihayet düzeltebiliyordu. Ayağa kalkıyor, çayını içip koltuğa yaslanıyor, yeni ama bambaşka bir dönüşle gözlerini kısarak bakıyordu. Kaçtığı tüm şeylerin gölgesinde sanki yeniden diriliyordu.

Doğum sancıları sona ermişti; o tanıdığım gelmeye hazırdı artık.