İnsan beyni, zorlandığı yöne gitmeli. İmanın zıddı misali. Dinde zorlama olmadığını ve icraatta kolaylıkların tercih edilmesinin tavsiye edildiği ayetleri düşünüyorum. “Dinde zorlama yoktur,” ama düşüncede tam tersine… Ben de beynimi zorlayacak şeyler yaptıkça ruhumun özgürleştiğini duyumsuyorum. Ayağımın altından kayan toprak parçasının kokusu önce bu—sonra da uçuyor olmanın verdiği o özgürleştirici güç oluyor.
Ayaklarımda parmak arası terlikler, sırtımda biletlerle dolaşıyorum bugün de. Kim bilir, hangi ülkedeyim yine? Hayat yine nasıl güzel. Yıllara sığdıramadığım çocukluğum, bedenime yetmeyen aşk, aşka yetişemeyen beden ve hayatımda cismi uzak olan sen.
Sarı bir ışık altında, sarı bir kâğıda, senin verdiğin mürekkebin siyahı ile bu satırları yazmak beni mutlu ediyor. Bazen düşünüyorum, mutluluk neyi yazdığında değil belki de. Yazarken neyi yaşadığında gizli. Kimi sevdiğin ya da nerede nefes aldığın da değil çoğu zaman. O eylemlerin, tüm soru işaretlerinden arınmış yalın hâli…
Burada olsan keşke. Karşılıklı oturup konuşsak diye geçiyor içimden.
Seni özlüyorum, Lotus.
Bak, yine buradayım. Akdeniz’deyim. Masmavi bir denize gri bir yağmur yağıyor. Daha sonra başka aşklara ithaf edeceğim bir gelecekte, bu adanın o güzel yeşilinde bastırdığım tutkularımı bulacağım belki. Ama şimdilik burada, Mallorca’da, geleceğimin sorumluluklarından saklanıyorum bu aylarda.
Bocalıyorum yani.
Ama içimdeki dinginlik bir başka; sakin, kendinden emin. Sana kızgınlığım bile pembe bugün. Kimse kimseyi hor görmesin, lütfen. Zamanında seni içine soktuğum yalnızlık bile suya yazılan yazılar gibi, geldi ve geçti. Rüzgârla, eylemlerle, derken içime çöktü. Yokluğun, varlığınla perçinlendi sanki.
Çok şükür.
