..

Sessiz tiyatro

Önce mavi gökyüzü hayali kuruyorsun.

Hep orada olan ama görmezden geldiğin, alışkanlıktan bakmayı unuttuğun bir mavilik. Benim dünyamdan kaçarcasına… Sonra duvarlara dokunuyorsun. Çöl sıcağı gibi yakıcı. Üzerine paralar ve gazete kâğıdı misali kaplanmış, ceset gibi kıpırtısız şeyler var. Ama kokmuyorlar. Belki de ölü değiller. Halbuki sıcak, ruhunun terini bile damlatıyor.

Hayaller kuruyorsun.

Mavi.

Bu yüzden Akdeniz kokuyor sahra sıcağı. Zamk gibi yapışmış bir umutsuzluk her yana. Korku görüyorsun gözlerde; titrek, acınası ve hastalıklı bir korku.

Kesik kesik.

Cesetlerin kokusuzluğu gibi, tekil ve hükmedici. Tam o anda, taze sabun kokusunda bir arayış uyanıyor içinde.

Aramızdaki tutku bir böğürtlen gibi; bereketli, dikenli, ama tatlı. Bakire gibi meraklı.
“Suskunları oynayalım,” diyor tiyatro sahnesinde. “Yıllarca susalım.”

Baş başa verelim. Hikâyemiz politik bir duruş olsun; ama içimizden geldiği gibi, kendi içimizde açan bir çiçek misali yaşayalım öteki’ni.