Hücrelerimde duyumsadığım oluyor bazen seni.
Hatta bazen ürküyorum da, acaba bendeki anlamını bir gün görüp de anlamazsın diye.
Zamansızlığı, andaki sonsuzluk olarak yaşadığımız çok oldu seninle. Sevdin, sevildiğin kadar belki de. Ama zamansızlığı zamanda yaşamadın.
Ben de yaşamadım.
O yüzden, aramızdaki bu bağ, varlığım ve varlığın, buna bir ispat edercesine dikiliyor karşımda. Seneler, seni duvarlara sokuyor; beni ise özgürleştiriyor. Küçük anlardan oluşan dünyamız, daha bir sonsuza yakınsıyor. Sen ve ben, sessizlikte daha çok biz oluyoruz.
Şimdi ben konuşuyorum ya, o yüzden mi yokuz?
Bugün, Psikeart’a yazarken aklımda sen vardın. Baştan sona bir olasılık uğruna yazılan onca kelime, olur ya okursun diye doluştu ellerime.
Bazen aramızdaki bu yılların, simdiki ellerim kadar boş olmaması için yalvarıyorum bize.
Hayalin gerçek olduğu bir dünyada kalmak istememin tek sebebi, senin varlığın olur zira.
Korkutucu bir vazgeçiş.
Anlar mısın?
