..

Lizbon Cinayetleri

Sana başkalarının da Yağmur dediğini söylüyorsun. Ama aramızdaki farkı biliyorsun, belki de en çok sen.

Bugün buraya yeniden bahar geldi. Aylardır şarap içmiyorum. Aslına bakarsan huzursuzum. Ve Huzursuzluğun Kitabı’nı okuyorum. Pessoa’nın memleketine gitmeden evvel, O’nun dünyasına günden daha az karanlık dünyasına giriyorum. Neden bilmem, Kafka ile bir şekilde kardeşlermiş gibi geliyor. Ama Fernando, Kafka kadar şanslı değil. Bir Milena’sı olmamış ya da Woolf’un ki gibi bir Vita’sı. O yüzden kendi dünyasında, kendine aşık olamayacak derinlikteki bilinciyle inlemeden yazıyor. Tatlı denilebilir hatta bu arada.

‘Cinayet Kışı’na gelince, ‘Bana kanatlarımı bıraktırdılar, başka haber yok,’ dan başka haber yok sana dair içimde.

Hava kararıyor El Born’da. Yarın dünya kadınlar günüymüş diyor yanımdaki Sonya.

Gülümsüyorum.

Hayatımda hayaller ile gerçekler ne zamandır iç içe girdi diye düşünüyorum. Havanın puslu, gri maviliğinde olduğu akşam saatlerinde, güneş henüz batmışken ama gücü ışığa hükmetmeye devam ederken, sarı bir hüzme beni mutlu ediyor.

Seni özlediğim bir gün daha böyle geçiyor. Bugün Proust’un da son sayfalarına yaklaşıyorum. Uzun bir yolculuğum sona eriyor. Her şeyin ötesinde içindeki ‘anormal’ ilişkiler, aristokrasi ve senin de okumak istediğim tüm o satırlar.

Acaba sana ne hissettirecek Proust? İçimden bir ses yokluğumda okuyacağını söylüyor. Benimle birlikte kayıp zamanın izine gideceğin gelecekte.