Bugün müziğin matematiğiyle oynayan bir adamla tanıştım. Ah, nasıl sevdim. Cohen, Suzanne diyordu beriden. Sonra sana baktım. Uzadıya. Benim yitik dostum, ben büyüdükçe, torpilli bir hâlle sen de büyüyorsun. Ama ben ne seni ne kendimi konuşabiliyorum.
Sessiz kelimeler mahpusunda gıdıklıyorum Cohen’i ve yanımdaki adamı.
Dudaklarımda dudaklarının yasak tadı, bir de dikişler ve orada burada yara bantları. Bitmek bilmeyen sus parmakları. Olur da çıkarsak bu parmaksız demirlerden, sen mi anlarsın beni en çok yoksa ben mi seni?
Bilirim, bizi birbirimize susturanlar farklı olsa da, eminim konuşsaydık seslerimiz aynı sıcaklıkta olurdu bu gece.
Bak ne diyor Yahya Kemal sana:
“Ben Barcelona’dan pandomimle yazıyorum. Vesile olup, elçi ve zevalsiz boyunbağımla.”
