..

Nalları sökmüş

Yıllar önce bir roman yazıyordum. Fransız sefiri bir adam, Mısır elçisinin kızına âşık oluyordu. 19. yüzyıl, Osmanlı’dayız. Kitabın bir yerinde, sefirin kızı kırda, at üzerinde dört nala gidiyordu. O özgürlüğü, o kendi başınalığı ve gerçeküstülüğünü yazıyordum satırlarca.

O satırları okulun yurdunda yazan ben mi, yoksa at üzerindeki kadının özgürlüğü mü daha çok yaşıyor, bilemiyorum. Hangisi gerçek, hangisi değil, hangisi üstü, karıştırıyorum anlayacağım.

O zaman da, şimdi de.

Dışımdaki insanlar için de durum benzer sanırım. Yediklerinin, mutluluklarının, onları büyüleyen anların, sevgilerin ve minimal oyunların, doğal hazların tatlı hayvanların, şık kafelerdeki yorgun bakışların, selfieli ikiyüzlülüklerinin fotoğraflarını çekiyorlar.

Anı bu şekilde yakalayacaklarını düşünüyorlar galiba.

Acaba sen neleri çekiyorsun ve kaçırıyorsun bu yıllarda?