..

Bir Karadeniz türküsü

Sevgili Yağmur,

Karadeniz’in yükseklerinde bir ahşap evde olsak. Yorgun değil ama argın olsak. Her şeyin mümkün olduğu bir dünyada yaşadığımızı söylesek yanan tenekelere. Romanları kardeş gibi yan yana okusak, şiltenin bazen tenimize, bazen de kemiğimize dayandığını duysak. Unutmak denen üvey evladın soğuk gecelerde hissettiği o duyguları unutsak.

Lizbon sokaklarından karşıladığımız yüzlerden hatırlasak birbirimizi.

Dilimizdeki kanlı dantellere saf kolyeler yapsak. Konuşmadan yan yana otursak. Bacaklarımın üzerinde, ninemin kalın, çerçeveli gözlükleri ve 10 ayrı renk ile ördüğü kim bilir neyin ilhamı olan battaniyelerden biri olsa.

Her zamanki gibi saat olmasa aramızda.

Koca köprü aksiliklerin uygun adımsız marşın yıkması gibi, seninle tutan fevkalâde anımız da zamanı yıksa. Küçük tıkırtılar duysak, sonbahar yağmuruna açsak avuçlarımızı.

Tırnaklarımın dibi ağrıyor Yağmur.
Hayalin, hayali bir yok oluyor böyle anlarda. Gözlerim kaşınıyor sessizliğin dizginliğinde. Küçük bir gökyüzü ahşap pencereyi izliyor, Karadeniz’e uzanan ağaçların yeşili, havanın kokusu, fısıldayan bir türkü gibi yalnızlığımız işte.

Yanındayım ve yalnız alnını ıslatırım.

Bu yalnızlık hâli, en büyümüş hâlinde uyur.

Keşke sanata anlatabilsem.
Keşke karmaşık düşüncelerim büyümeden büyüyen kelimelerim adına sana “az” uzak gelecekten yazabilse.