..

Canın Cehenneme

Sevgili Dostum,

Kuzey’deyim, yine aklıma İtalya geliyor; neden bilmem.

Hâlbuki sana bu grimsi yeşillikte, insanların yalnızlığa gebe olduğu kuzey şehrini anlatmak için oturdum. Belki de Roma’dan aldığım o siyah ‘cuaderno’ya yazdığın gibi, gezdiğim yerleri abarttığımı düşünüyorsundur. Ama bence yerleri değil, insan olmayı abartıyoruz, sevgili Lotus.

Biliyor musun, dayanamayıp attım o defteri. Normalde yapma böyle şeyler; ben bile şaşırdım.

‘Sana ait her şey güzeldi, keşke sen de güzel olsaydın’ diye başlayan satırların, sebebim oluyor. Kızgınlığım kulaklarıma kadar çıkıyor. Komple yırtmak istiyorum defteri ama sayfaları tek hamle ile bölemiyorum. Defteri parça parça kopararak atıyorum çöpe. Senin kelimelerin, Akdeniz’in pis topraklarını temizleyecek umudumu unutturuyoru kendime. Sana ait güzel bir duygu kalmıyor o an.

Çıplak değilim artık; giyinmeye başlıyorum çöp tenekesinin yanında. En güzel çingene benim bugün, kıvırıyorum sağdan soldan içimdeki evsiz arsızlığa.

Üşüyorum çünkü.

İçime son bir pişmanlık geliyor. Elimde kalan parça tomara bakıyorum. Bir hüzün, bir umut doluyor içime. Büyük anlamlar ve manevi bağlar dolu çıplaklığım kulağıma fısıldıyor.

Lücifervari bir aydınlıkla ısınıyor içim.

Ne yazıyor o kalan kağıtlarda acaba?

Önümdeki defter ısıtmıyor beni ya, belki o son satır ısıtır içimi diye umutlanıyorum.
Göz bebeklerim büyük; Tanrı’dan gelen son mesaj gibi elimde kalan o son sayfalarda yazılanlara bakıyorum. Yazıları karanlıktan zorla seçiyorum. Ama post modern bir rüzgar, aydınlatıyor basit bir çılgınlığı. Bana “canın cehenneme!” yazdığın parça düşüyor son mesaj adına. Tek cümle, iki kelime; hiç bu kadar uzun gelmiyor o an bana.

Bu sefer sana söyleniyor Lucifer gölgesinden.

Yüzümde pişkin bir tebessüm:
“Sonunda ikimiz aynı yerde buluşacağız” diyor.

Parçalıyorsun, yırtıyorum.

Ve yoksun artık burada; barlığında ben bir gün doğuma kadar sıcağım.

Kafka üşüyor ama. Yetmiyor, sana cevap veriyor:

“insanlarla iç içe olmak insanı kendini gözlemeye götürür. Bir dayanak olmaktan çıkınca özgürleşir ruh ancak. Sadece bilgi ağacının meyvelerini yediğimiz için değil, hayat ağacının meyvelerinden hâlâ yemediğimiz için günahkârız.‘’