Karşıda olmalıyız seninle. Kelimelerin öbür anlamında üşümemeliyiz.
En kötü, ben yakarım bizi. Pencerede söylenmemişler olmalı, var olan her yağmurun tersine gülümsemeliyiz.
Zira o ruh seni sevdi ziyadesiyle.
Damlaların büyüdüğü, öbekleştiği ve sonra küskün aşıklar gibi yerçekimine dayanamayıp ayrıldığı o rastlantısal hatları izlemeliyiz.
Pencere hayat tiyatrosu gibi ve yürürken çıtırdayan ahşap zemin, rüyanın mesajlarını yaratmalı. Koltuğun pencerenin yakın olmalı mesela. Zira sen soğuğu seversin. Yağmura eş korkak, grip dans etme güdün başına değil.
Yaktığım ateşe yakın olma, cezası ve sevabı ile birlikte kalmalıyım.
Masada katlı kağıt yığınları olmalı.
Köşede bir daktilo!
Kesin senindir. Benimki bozuk, hem ben mürekkebe vurgunum. Dalgalar sana, uzaktaki bir deniz denemesi gibi bana dert ortağı olmalı.
