Seninle birlikte ne çok gezmiştik. Şimdi o yolculuklar bir düş gibi. Ben, Paris sokaklarındaki bizi hatırlıyorum yine de. İçimden bir ses, bu şehre seninle bir daha geleceğimi söylüyor. Evlat edinilmeyi bekleyen çocuklar gibiyim. Umuda inanıyorum hemen.
Biraz önce Paris’ten döndüm. İnsanları yaşarken yine serseriydim. Sokaklara adını ve sessizliği bıraktım; bir gün olur da gidersen, duvarlara sinmiş bizim kokumuzu takip et ve bizi bul. Kalbimdeki sen, yapraklar sonbaharlıyken ve önyargılarım koca bir şehir kadar büyükken bırakmıştı bu izleri. Breathless filmindeki gibi siyah beyaz bir St. Germain’deydik.
Seni özgürlüğüm ile aynı cepte taşımıştım hep.
Aradan yıllar geçmiş.
Hayaller sakinleşmiş, şehir içindeki nehir ‘mavi bir okyanus’ değil artık. Okyanuslardan yüzdüm çünkü ben. Erik yeşili bir nehirdi içine çırılçıplak girdiğimiz. Eskisi gibi değildi bu sefer. Bohem özlemlerim ya da maceracı ruhunun arsızlıkları da yoktu. Âşık olduğu ruhu tanımaya çabalayan ruhlar gibi dingin ve büyümüş buldum kendimi. Koca bir aşkı ruhunda taşıyarak, içimde sen, bir özlem, yıllarıma sinen bir ateş arzusuyla yaşlanıyordum. Yeniden karşılamayı umduğum bir şehir ve iki ruh olarak bekliyordum bizi.
