..

İçli dışlı

Kendi içiyle uğraşanlara sanatçı, dünya ile uğraşanlara bilim adamı denildiği çağlardan ne kadar da uzağız. Yalnızlıklarımız, umutsuz hıçkırıklara dönüşüyor. Önceden kalbimizi acıtan olaylar ve kişiler değişmiyor; inatçılığımızla geçmişi ve şimdiyi dönüştürmeye çalışıyoruz sadece. Kendimizle değil, dışımızla büyümek istiyoruz. Hayal ediyoruz, güzel; ama sabırsızız ve hayaller hemen ‘gerçek’ istiyoruz.

Gerçek ne demekse.

Başkalarının zamanlarını da kendimizle birlikte hızlandırmak istiyoruz. Ama herkesin dini de, içi de kendine ait; kabul etmekte zorlanıyoruz.

Boğucu beyin mesailerimizin içinde yoruluyoruz. Ola ola memuru olabildiğimiz kapitalizm içinde, ısıtıcılarımızı tam yakamıyoruz içimizde. Firar öncesindeki o diken üstü halindeyiz, bekliyoruz.

Ya ısınırsak?

Bu dünyada, belki de bu dünyaya takmış sanatçılardan, yazarlardan, yalancı şairlerden dünyaya açılıp, hapislerimizden çıkıyoruzdur belki. Yaptığın planları uygulayamadığımız duvarlardır bunlar. Yaşamazsan eğer dokunamıyorsan dışındakilere çıkamazsın içinden. Dokunamazsan da her rengiyle içmiş olmazsın. Bu yüzden belki de tamamlanmamış yaşanmışlıklar yüzünden, elimizde bombacıklar ne ilk ne de son; öyle tam ortada bekleyip duruyoruz.

Değişmeyi istiyoruz, o duvarladan çıkıp acı çekmemek amacımız. Komik olan ise aslında o acının ya da kişinin pek de değişmeyeceği ‘gerçeği’. Ya da değişim ‘hayali’ mi desem?

Değişen, muhtemelen o kişiyi nasıl algıladığın, anladığın ve konumlandırdığımız gibi geliyor bugün. Belki, değişen ‘hayallerdir’ ve dışımızdır; değişmeyen ise ‘gerçeklerdir’ ve içimizdir

Ne dersiniz?