Özgürlüğümün mermer tadı dilime geliyor.
Onun karanlık ve içime devinimli köşelerinde nasıl da büyüyor varlığım. Bu yalnız yaşamlı yolculuklarda toplumun o örümcek ağlı sertliğindeki bağlarından kopan bir sinek gibiyim bugün. Hayata kapılarını kapatmamış. Yıllar geçtikçe tüm bu toz zerreleri biçimimiz bir dalga gibi geride kalıyor işte. Kılıcını kınında kontrol eden bir savaşçı misali gidişlerim. Bazı yolların yordamı değişiyor artık, duygular devinimli, kendi kendini mastürbe eden ilkel bir hayvan gibiyim artık.
Ruh güçlü kalmalı diyorum kendime, beden nasılsa kendini doğuruyor.
İçindeki değerler sabit kalmalı diyorum, nasılsa parçalanan anlamlar cesareti anlamsızlaştırıyor. Dağıldıkça özgürleştiğimi duyuyorum, çürüyen bir ceset gibi doğaya ve doğama içreyim. İçimden başka ve çoğalan, dönüşen ve sevişen bir canlılık duyuyorum. Cinsiyetsiz ve kimliksiz, ruhum beni göçebe bir kaosa yolcu ediyor. Sırtımdı sıvazlatan kelamlar dışında her yer, şehirlerin sınılrarı, canlı cansız onca insan, geçmişten oluşan birikinti, normlar, anlar, deneyimler, deneyler ve denemeler.
Taş gibi özgür
