Seni anıyorum.
Aynaya bakıyorum.
Sol gözüm daha tembel ve küçük. Seni arıyorum, yanlış anlaşılmasın ama eksik ve yanlış bir hikâyenin başrol oyuncusu gibisin. Uzakta ve silik, unutulmayan, mümkün değil ama…
Seni sevebileceğim tüm hallerimle seviyorum, Lotus.
Benim ruhumda sana yağmayan İstanbul baharlarının yağmurları gibi olsan da, sana dair aşkım kurak geçse de, özlesem de seni deli gibi, seni sana bırakıyorum yine.
Benimle kirletmemek için diye gidiyorum dünyanın dört bir yanına.
İşin acıyı azalttığı ya da hayattaki soru işaretlerini kaba sabalıkla çiğ et kıvamında piranaya dönüştürdüğü günleri, ayları atlayamıyorum. O günlerin bunca talihsiz ve kısa sürmesi ne acı. Hâlbuki aşktan sonra hayatın ne güzel uyuşturucularından biriydi oyalanma.
Bir insanın öldüğünü umursamadığında, yaşadığını da umursamıyorsun. Aklıma sizi eve, abimin sosyoloji çıktılarıyla geldiğim gün geliyor. O gün ya da sonrasında çok mayhoş bir iştahsızsın, her şeyi öğrenemezsin aynı anda, demiştin.
