Bıçak öldürebilir. Ama bir şeyi doğru kesmek, eski zamanlardan beri Uzak Doğu’nun Zen felsefesi ve denge temalarıyla ilişkili olagelmiştir. Sırları anlamak için Japonya’ya gitmeye gerek yok aslında; geleneksel bir sushi mekanında ustanın balığı nasıl kestiğini gözlemlemek, kesici üreticilerinin nasıl “İkigai”lerini bulduklarını anlamak bile yeterli.
16. ve 18. yüzyıllarda ise öz denetim ve kesme sanatları, sofradaki adab-ı muaşeretin bir parçasıydı. Üst sınıf, çatalın ince ucuyla keserken, burjuva bıçakla, alt sınıf ise bıçağı mürekkep gibi kullanırdı. 18. yüzyılda ise kafa ve elin birlikteliği vurgulanmış, el emeği savunulmuştu.
El emeği ile ölüm de yaşam da dilrilebilir. Dili kaybeden kişi (Afazi), eylemler yoluyla geri kazanabilir. Öyle ki, dil bile elden çıkmış diyen teoriler bile vardır. Frank Wilson, The Hand adlı eserinde, ellerin fiillerle dil ürettiğini belirtir. Soyut kavramları anlamak için, “elle dikkat et” demek, aynı zamanda soyut düşünceyi elle ifade etmek anlamına gelir. Oliver Sacks, Seeing Voices kitabında, dil ve eylemin birbirini nasıl desteklediğine dair ilginç tespitler yapar.
İnsan eliyle üretir, elinden geldiğince sever, elde avuçta ne varsa verir, ele avuca sığmaz, elalem denen kavramı yaratır, ele güne karşı utanur. El işlevseldir; hem eylemdem hem dilde. Mükkemmeli arar. Ama elinden gelmez; bu arayışlta kendini tüketir. Kendinde mükemmel olmayanı kabul etmek, belki de hayatın en önemli derslerinden biridir.
Bazen sadece yapmak gerekir, mükemmeli ararken sonuca değil, eyleme odaklanmak alışılagelendir. “Animal laborens”—çalışan hayvan, işini yapar ama sorgulamaz. Oysa Oppenheimer ve Eichmann gibi figürler, etki ve sorumluluklarını sorgulamışlardır. Ellerimizle işlediğimiz ve ürettiğimiz her şey bir ortak hayata doğar. Kültür, sanat ve toplum, halkla birlikte evrilir. İşlevden amaca giden yolda, dil de değişime uğrar. Misal, Almanca’daki Handwerk kelimesi, el işçiliğini ifade ederken, Fransızca’daki artisanal terimi, sanatçının emeğini anlatır. State craft ise daha geniş bir kavramdır, devlet işçiliğini ya da kamu sektörünü ifade eder.
Bugün ise mülkiyetli ürünlerin hâkim olduğu bir dünyada, topluluk yararına ya da rekabetçi zanaatkarlıkla kalite tutkusu arasında bir denge arayışı var. Ellerimizle nelere gebe olduğumuzu pek anlayamız. Elin, zihnimiz üzerindeki önemini de düşünömeyiz. Elde tutmak ve elde etmek gibi metalaştırdığımız şeylerin felsefi ve dil kökenli anlamlarını düşünmeyiz.
Bugün, kendime de sana da ellerine bakmayı öneriyorum. Ne ürettik onlarla, ne işe yarıyor ellerimiz. Nasıl yarattık onlarla, ne yarattık, neyi zevke dönüştürdük, neler yedik, nasıl yedik, neler ektik, neler biçtik, köle gibi kullanıldığımız bir makineye ellerimizle nasıl dönüştük?
Ellerimizin olmadığı ya da onları kullanamadığımız bir yirmi dört saat hayal ederek başlayabiliriz belki işe.
Ne yapardın?
