Denemeler
Felsefe, edebiyat ve psikoloji hakkında yazılar
-
Gına getiren geçmiş
10 sene evvel yazdıklarını okumak istemiyorum diyor. Gına geldi geviş getiren döngülerden. İki kaşımın arasına dikey çizgi koymadan dinliyorum. Kendini mıncık mıncık ettiğin bir hayatın varsa, sana dair bir şeyler denilirken ruhun botoks yemiş gibi oluyor. Şaşıramıyorsun, hissedemiyorsun, cevap bile veremiyorsun. Herkesin “hayırsız bu” dediği bir evladını sever gibi sevebilir misin geçmişini diyemiyorum. Çünkü hayır
-
Seneca’nın kötü gelen insanları
Halbuki bazen düşünüyorum da, sarılsa ve samimi bir şekilde baksa yeterdi. Ama samimiyetsizliği ve rekabet duygusu ile aşkın içine etti. Haliyle dudağımı hafifçe büktüm, kaşlarımın arasında dikey çizgiler, içimden hüzünlü bir salı geçiyor bugün. Seneca’yı okuyorum. Ona iyi gelmeyen insanlardan uzak durmasını salık veriyor dostu Lucilus’a. Ama bu iyi ve kötüyü nasıl ayırt edecek modern
-
Nefes almıyor bereket tanrıçası
Bugün yüzdüm. Boynum da ağrımıyor. Eskisi gibi de acınası halde değil omuzlarım. Her şeye olduğu gibi yüzmeye bile alışıyor insan. Balığımı, avokadomu, muzumu, tavuğumu yedim. Tuğba ile güzel bir muhabbet eyledik. Birbirimize iyi geldiğimizi düşünmeden edemiyorum. İstatistik çalışmam lazım bu yazıları zor zar yazdığımı duyumsuyorum. Tuğba burada kalacak galiba. Ailesi kal istersen, master parası neyse
-
Carlos’un mirası
Bugünün önemi Carlos. Burada 8 yıldır yasadışı şekilde yaşaya Amerikalı, Kaliforniyalı arkadaş. Akşam 9.30 da Arc de Triumph altında buluştuk. İnsanların tenlerine dokunmakla bir şey kazanılmıyor, artık malum. İçimdeki hormonların nerede ne yapacağı belli olmayan halinden midir bilmem, ilgim nerede nasıl ben bile kestiremiyorum. Respiro diye bir film izliyordum buluşmamızdan evvel spor yaparken. Koşarken diyelim.
-
Grup sınırları
Grup seks yapmak isteyen biseksüel bir kadın çift, beni çekici bulduklarını söyleyip davet ediyorlar. Kulağa ilk başta haliyle garip geliyor en basit haliyle. Siesta beni çağırırken düşünüyorum, denesem ya ne kaybederim. Ama sonra içimde garip bir duygu oluşuyor. Bu tip şeylerde öncesi ve sonrası ile uğraşmak daha zor. O anı yaşamak için onca anı feda
-
Eflatun eylemsizlik
Tao falım aklıma geldi bak şimdi zamanında Ozan’ın baktığı. Şöyle diyordu benim seçtiğim kart, geçmiş zamanların yöneticisi. İçe kavrayışlı ve derin anlayışlı idi. Anlaşılmayacak kadar derin, onu tasvir etmek için oldukça cesaretliyim. Kışın ırmağı geçen biri kadar ihtiyatlı idi. Dört tarafını komşular sarmış bir kimse gibi utangaç idi. Bir misafir kadar temkinli idi. Eriyen bir
-
Üsküdar’dan Tarlabaşı’na Pessoa
An itibariyle Lizbon’a biletimizi aldık. Böylece Pessoa bitmeden sıcağı sıcağına ulaşacağım o meşhur şehre. Tek başımıza yollarda, yine yeniden. Birazdan çayımı demleyeceğim, araya bilet almalar girdi, uzadı iş. Bir şekilde oyalıyor insanı işte hayat. Pessoa’yı okurken kendimi düşünürken buluyorum. Halbuki düşünmemeyi öğütlüyor çoğu yerde. Saç kurutma makinesini açmışım, midem yumuşaklarda. Pessoa’nın edebi yanı değil de
-
Pavlov’un ıskalamaları
Şimdi Pessoa’yı okuyorum. Benim yalnız prensim yine kendi karanlık dünyasında. Seneler önce onu bıraktığım gibi. Sessiz filozoflardan, kendini insanlara bölmüş, o insanlara romanlar yazdıran usta. Arkadan da Jazz&Blues karışımı sesler geliyor. Sinatra, anything goes. Bram bram! Edebiyatın, kelimenin damladığı her yerde bazı insanlar peyda oluyor. Bunları yazarken bile mutlaka sıkışıyor bir yere, elimden değil. Hıçkırık
-
Çoçukluktan mektuplar
Gizem’den mail gelmiş, uzun güzel detaylı bir mail atmış. Ona cevap verirken bir baktım zaman geçivermiş, bugün günlük yazısı yerine de bunları koymaya karar verdim. Şansıma neredeyse 3 sayfa yazmışım. Yarın Fransız ile entel bir yerde yemek yiyeceğiz, sabah lezbiyen çift ile kahvaltı yapacağım. Sonya ile Paris bileti alacağız. Kalkabilirsem pilatese gideceğim. Okuyabilsem 2 makalem
-
Suya içre
Suyun içinde olmak insana rahatlık veriyor. Suyun içinde yer almak insanı kendine bölüyor. Kulaçların akışına bıraktığında kendini, vücudun kendi içindeki devinimi insanı bir su yaratığımışcasına mutlu ediyor. Nefes almak için başımızı çıkardığımızda ya da kulağımıza su kaçtığında her şeyin tadı kaçtığında anlıyorsun kara hayvanı olduğunu, ama bir şekilde içinde bir yer, sana suyu huzurla çekildiğini
-
Tutkulu kayalardan atlamak
Fazla kan kaybettim bugün. Su içmedim çok. Sinemada ara ara başım döndü ya da sağa sola otururken. Şimdi arka fonda Glen Hansard’ın Once albümü çalıyor. Zamanında izlemekten de dinlemekten de zevk aldığım. Sabah 7’ye doğru yattığımdan, uykum gelmemişti ne yapayım, Sahilde Kafka’yı okudum ben de. Yarıladım diyelim. Sonra sabaha doğru Allah bilir nasıl ve ne zaman uyanacağım
-
Ruj lekesiz
Lotus senin için her şey anlık derken haklıydı muhtemelen. Ve o anın, en yüzeyden başlayan derinliğinde yüzmek mümkün değil, dalışlara mecbursun. Nasıl uykum var bugün. Spor yapmak erken yatmama vesile oluyor sanırım. Yine derse gitmedim bugün istatistikten. Adeta ayaklarım ters ters gidiyor. Onun yerine balık yedim ve ardında siesta yaptım. Tam anlamıyla İspanyol rahatlığı ruhumda
-
Kaos’un o ağır güzelliği
Kendimi hayatın metresi gibi hissediyorum
-
Sevgili sevgililer günü
Ah sevgilimAzizler üstünde kalan yerlerimRüyalarımdaki düşlerim, düşlerimdeki kahkahalarŞimdi bu hafif gri, parçalı bulutlu İspanya sabahında, henüz Akdenizli olamayan bir gülüş misali gamzelerin. Ayaklarıma değen saç kurutma makinesi ısısı. Kollarımda, sağ kolumda yüzme sonrası gerginlik. Tenimde bir koku, aloe verali. Sessiz bir oda, müzik susmuş, internet yitik, parmaklarım yumuşak, kaslarım halinden memnun. Yine her zamanki gibi
-
Budist Merdivenleri
İrmik helvası, kıvamını tutturabilene güzel. Aşk gibi, hatta hayat gibi. İnsanın kendi duygularının dramasını yapması ne acı. Bir hikâye anlatır, yolcu yolcuya han odalarının birinde. Hemen anlasalar görür duyguları anlatılan. Halbuki senin için ne kadar zordur kabullenmesi. İnsanların seni anlamaması üzerine. Özgür olmak ne kadar büyük bir günahmış bunu anlarsın. Bugün yine balık var menüde.
-
Bu tip insanlar
Dün gece M. ile atıştım yine. Anlayamadığım derecede sinir ediyor beni. Hakaretleri, her şeyde kendini haklı gören yanı, saçma sapan dengesizlikleri yorucu geliyor. Bu tip insanlara karşı, alttan aldıkça kendilerini böbürle görmeye başlıyorlar. Garip bir şekilde de benzer kümede yer alıyorlar. Yüzüne iyi davranıp, işler kötü gitmeye başladığı zaman, zamanında kaşlarını yukarı kaldıra kaldıra, şaşıra
-
Geçmiş zamanın rivayeti
Sadece pencereyi kapatmaya çalışıyordum. Ama dışarıda müthiş bir fırtına. İnanılır gibi değil. Kapıya doğru gidiyorum. Neden bilmiyorum. Kapının altından hava giriyor cereyan yapıyor diye düşünüyorum sanırım. Derken yanlış bir şey yapıyorum. Kapı daha da açılıyor ve tüm havayı vakum gibi çekiyor kendisine. O kadar güçlü ki, bu küçük yurt odamda uçacağımı düşünüyorum ister istemez. Pencereye
-
Her şey zıttıyla, demişler
İrlandalı antropolog ya da insan coğrafyasında lisans eğitimi alan o gezgin ruhlu kadınla çay içtik. Ben elmalı sindirim çayı içerken, eksik gelen Fas çayını içti. İçinde sadece zencefil vardı, naneyi istemedi. Asya’ya olan yolculuğundan bahsetti. O zamanlar bir SAP şirketinde danışman aracı olarak çalıştığını, para biriktirdiklerini bir arkadaşı ile beraber, hatta beraber ev mi alsak
-
Melodilen kibarlık
Javier’in piyano çalan insanın sağ ve sol elini aynı anda nasıl farklı kullandığından etkilendiği aklıma geliyor. Kendini yazarken nasıl kaptırdığı, sanki bir başka dünyaya girdiği. Hani kendisini kaybettiği. Şimdi bu satırları yazarken, parmaklarıma bakıyorum, zihnimden bağımsızmışçasına hatta gözlerimi kapattığımda bile yazmaya devam edebiliyor. Küçük parmaklarım bile inatla bir şeylere dokunma çabasında. Çalan müziğe bakıyorum. Schubert
-
Jeanne: Giyotinli kedi
Kafasından düşmek üzere olan şapkasının altından gülümseyerek sesleniyor: “Cez sever misin?” Severim diyorum. Halbuki daha yeni boğazımdan mideme, tam da yeni kapanmaya başlayan yaramın üstüne bir bıçak girdi. Adrenalin etkisiyle olacak, hissizim. Birazdan olanlar olmaya başlayacak, oluk oluk kanayacak ve batıp da çıkmazcasına yanacak. ‘Neden?’ diye soruyorum. Kulaklarıma kadar uyuşmuş hücrelerim. Bir şeyler diyor ama
-
Hortlaklar da Uyur
“Yanılıyorsun” diyorsun. Bakışların sert, sesin kararlı. “Ben seni sandığın gibi sevmedim”. Hiç mi öyle sevmedin diyesim geliyor. Bir an için bile mi? Yerine susuyorum. Ya doğruyu söylüyorsan? Ya beni aslında sandığım gibi hiç sevmemişsen? İnsan aşka nasıl böyle kanar, nasıl böyle göz göre göre kandırılır aklım ermiyor. Konuşmaya devam etmemen lazım. Zamanı telaşla durduruyorum. Yine
-
Rakıyı ‘kapısız’ içelim
Sevgili Duygu, Samimi bir ortam düşünüyorum. Aklıma zengin bir sofrada, sıcak muhabbetli ve tatlı melodili bir samatya meyhanesi geliyor ilk. Evimizden uzakta, sevdiklerimizle birlikte kendimizi ‘rahat’ hissettiğimiz bu ortamın anadili gibi samimiyet. Peki nasıl oluyor da bu tip ‘çilingir sofralarında‘ kapılarımız kolayca açılıveriyor başkalarına? ‘Evimizin bilindik kapısı‘ ile ‘dışarının bilinmez kapıları‘ arasında dolanıp duruyoruz hayat
-
‘İki kadın bir adam’
Adam Dolmabahçe’nin soğuk rüzgarları yüzümü yakıyor. Güneş batıyor, gün evriliyor, ve ben zamandan yine kaçamıyorum. Sırtımda bir ağırlık, karar vermemi emrediyor. Hayatımdaki iki kadın. Biri yıllanmış. Tutkunun, yanan apış aralarının, kaosun kasırgalarının cisimleşmiş hali. Avucuna konan bir yırtıcı kuş kadar tehlikeli, onun kanatlarıyla özgürlüğünü kazanman gibi vazgeçilmez. Diğeri ise yolları beraber yürüdüğüm, dinginliğimin opak mavisi.
-
Rakı Masası
Üçüncü dubleden sonra herkes merhametli olmaya başlar derler. Hem kendisine, hem birbirine hem de geçmişine değin. An itibariyle dördüncü dublemize başlıyoruz. Beyaz bardaklar tokuşturuluyor, bilmem kaçıncı sefer. Ilık bir mayıs akşamı. Küçük ve sevimli bir Samatya meyhanesi burası. Simalar tanıdık, dubleler hoş sohbet, zaman uçsuz bucaksız. Git gide pembeleşiyor yanaklarımız ve muhabbet kalıntısı tebessüm çizgileri
-
sır’lı maddede zamansız bir monolog
Aynanın karşısında oturuyorum. Adını bilmediğim bir şehirdeyim. İsimsiz ama tanıdık bir Yansıma ile birlikte.. Gri bir bekleme salonu burası. Zamanda ara bir istasyon. Biraz unutulmuş, biraz yıkık ve olabildiğine sakin. Yol ve yolcu yok benden başka. Bekleyen ve beklenen karşılıklı oturmuş, sessizler. Bu yüzden, günah ile zaman arasında kararsız kalıyorum. Bu monolog, eylemin elma kokulu
-
Post-Modern Peygamber
Modern dünyanın en sevilen büyücüsüdür Özgürlük. Daha doğrusu en popüler peygamberi. Ama kara talih bu ya, hemen hemen her peygamberin başına gelen hazin şeyleri O da yaşar. Misal, pek çok düşmanı vardır, pek çok korkanı, pek çok dalkavuğu ve nice savaşçısı. Bu karmaşa yetmezmiş gibi, hepimizin bildiği üzere peygamberler, kendi varoluşlarını kanıtlamak için mucizeler yaratmak
-
(an)sızlık…
Zaman imgesi seninle var oldu, seninle kendine bir ad koydu. Çünkü zaman yoksa mekan da yoktu. Haliyle sen ve ben’i ayıracak durumlar, yerler, zamansal dilimler de yoktu. Ya herkes biz’di ya da biz hiçbir şeydik. Bu yüzden zaman bir ilaç değil, bir keskiydi bizim için. O ki, şimdi’yi olduğundan kesip çıkarır, bir ur gibi uzaklaştırırdı
-
Schrödinger’in Kedisi
Giriş: Pavor Nocturnus’ lu Sessiz Harfler ve Yitik Anomiler Yazıyorum çünkü senin bu satırları okuma ihtimalin hayli yüksek ve biliyorum ki, beni ve kendini şimdiden tanıdın. Tahmin ettiğin gibi Sevgili Dostum, bu sayfalarda biraz sen, biraz ben ve az biraz da gizem var. Keza pek çok cümle sadece sana anlam ifade edecek şekilde yazıldı. Biraz




























